Please download to get full document.

View again

of 20
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Türk Kültür Terminolojisinde GÖÇ Kavramı Üzerine

Category:

Comics

Publish on:

Views: 0 | Pages: 20

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 7, Sayı 2 (Haziran 2010), DOI: /MTAD Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri
Transcript
Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 7, Sayı 2 (Haziran 2010), DOI: /MTAD Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Türk Kültür Terminolojisinde GÖÇ Kavramı Üzerine Anıl YILMAZ Celal Bayar Üniversitesi (Manisa) Cahit TELCİ Celal Bayar Üniversitesi (Manisa) ÖZET Türk kültürü incelenirken, özellikle yerleşik hayat tarzını seçmemiş toplulukların yaşam şeklini tanımlamakta bazı problemlerle karşılaşmaktayız. Bu problemlerden bir tanesi göç kelimesinden türetilen terminoloji konusundadır. Makalede göçmen, göçebe ve göçer kelimelerin farklı yaşam şekillerini ifade ettiği ve bu yüzden farklı topluluklar için kullanılması gerektiği iddia edilmektedir. H.N. Orkun, M. Ergin, A. İnan, İ. Kafesoğlu, Z.V. Togan ve N. Diyarbekirli gibi bazı akademisyenlerin bugün karşılaşacağımız problemleri engellemek için yerleşik yaşamı seçmemiş Türk topluluklarını isimlendirmek yönünde bazı öneriler getirmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Ancak bu konuyu çalışan günümüz akademisyenlerinin yazıları incelendiğinde aralarında bir görüş birliği olmadığı anlaşılırken, çoğu zaman kavramların birbirine karıştırıldığı da tespit edilmiştir. Çalışmamız bizden önce kullanılan bu kavramları yorumlamaktan öte, toplumun yaşam şeklini açıklayan göç kelimesinden türetilmiş kavramların açıklanması ve farklı üç tipteki yaşam tarzını açıklarken kullanılması gereken kavramlara bir öneri getirmek üzerine olacaktır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Göç, göçebe, yarı göçebe, konar-göçer, Türk sanatı, Türk kültürü ABSTRACT There are still some disagreements among the academicians about naming the life style of nonsettled Turcoman tribes. In Turkish there are three words derived from the verb migration (in Turkish göç). Those words are: Göçmen, göçebe and göçer which can be translated into English immigrant and nomad. In the article it is claimed that those three Turkish words explain three different lifestyles and people. Some academicians like H.N. Orkun, M. Ergin, A. İnan, İ. Kafesoğlu, Z.V. Togan and Türk Kültürü Terminolojisinde Göç Kavramı Anıl Yılmaz - Cahit Telci 15 N. Diyarbekirli emphasize that problem and propose some idioms to prevent confusion we met today. Some foreign academicians are also aware that by using word nomad does not sufficiently explain both pre-islamic Turks and Arabs (like Bedevi or Tuareg). So they use the phrase pastoral nomadism for the people who are moving between pasture land and winter shelter. The reader will find a proposal about which word shall be used to define nonsettled way of Turcoman life. KEY WORDS: Migration, nomad, semi-nomad, Turkish art, Turkish culture. 1. Giriş Prof. Dr. Nejat Diyarbekirliʹye ithaf edilmiştir. Türk kültürü incelenirken, özellikle yerleşik hayat tarzını seçmemiş toplulukların yaşam şeklini tanımlamakta bazı problemlerle karşılaşmaktayız. Bu problemlerden bir tanesi 'göç göçmek' gibi kavramlar etrafında türetilen terminoloji konusundadır. Bu konuda çalışan akademisyenlerin yazıları incelendiğinde bir görüş birliği olmadığı da görülür. Cumhuriyet'le beraber Türk tarihi ile ilgili çalışmalar detaylandırılmaya çalışılmış, özellikle Hun ve Göktürk dönemi yaşam şekli isimlendirilirken Hüseyin Namık Orkun, Muharrem Ergin, Abdülkadir İnan, İbrahim Kafesoğlu, Zeki Velidî Togan, Nejat Diyarbekirli gibi akademisyenler pek çok önermelerde bulunmuşlardır. Çalışmamız bizden önce öne sürülen bu kavramları yorumlamaktan öte, toplumun yaşam şeklini açıklayan 'göç' ifadesinden türetilmiş kavramların açıklanması ve bunların yanlış olduğunu düşündüğümüz kullanımları üzerine olacaktır. 2. Bilim Literatüründe 'Göç', 'Göçebe', 'Göçer', 'Konar-Göçer' Terimleri Türkiye Türkçesi'nde 'göç-' kökünden türetilmiş üç farklı kelime vardır. Bunlardan ilki 'göçmen'dir. Türk Dil Kurumu'nun yayınladığı sözlükte bu ifadenin iki anlamda kullanıldığı belirtilmiştir: '1. Kendi ülkesinden ayrılarak, yerleşmek için başka ülkeye giden muhacir, 2. Sıcak ülkeye giden hayvan' (TDK 1998: 864). Biz bu kavramın birinci anlamı üzerinde durursak; anlaşılacağı üzere belli bir ülkede yerleşik bir hayat sürerken her hangi bir sebepten ötürü başka bir ülkeye göç ederek oraya yerleşen insanlara bu sıfat verilmektedir. Meselâ Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasından sonra kurulan birçok devlette kalmayarak yaşamak için Türkiye ye gelen soydaşlarımızın yaptığı gibi. İkinci olarak 'göçebe' sözcüğünü incelememiz gerekmektedir. Aynı sözlüğe 16 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 7. Sayı 2. Haziran 2010 baktığımızda iki farklı anlamın bu kelimeye yüklendiğini görüyoruz: '1. Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk), göçer, 2. Mevsimlere göre ülke veya yer değiştiren' (TDK 1998: 863). Göçebe ile ilgili en akla yatan açıklama Eyüboğlu ndan gelir; kelimenin 'köçer-oba dan türediğini, 'köçeroba-köçebe/göçebe' olarak kullanıldığı belirtilmiştir (Eyüboğlu 1988: 285). Baykara bu konuyu daha teferruatlı olarak tarif etmektedir; ona göre göçebeler, bir yerde karar etmeksizin hem zaman hem de mekânda hareket hâlindedirler. Senenin hemen her zamanını farklı yerlerde geçirebilirler, aynı yerde hem yaz hem de kış aylarını geçirebilmektedirler (Baykara 2001: 63). Son yıllarda arkeoloji, sanat tarihi, coğrafya ve zaman zaman da tarih alanında ortaya konulan çalışmaların önemli bir kısmında Türk hayatı göçebe kavramı ile vasıflandırılmaya çalışılmaktadır (Bates 1971; Gürbüz 1997; Köse 2005; Beşirli 2003). Gerçi bu kullanım biçiminin kavramsal bir tartışma çerçevesinde tercih edildiği söylenemez. Yani, bu alanlarda çalışma yapan araştırmacılar konunun kavramsal çerçevesi üzerinde herhangi bir tartışma yapmaksızın genel kabule uyarak göçebe kavramını kullanmışlardır. Bu durum Türkçeye yapılan çevirilere de yansımıştır. Ancak Üçler Bulduk gibi bazı araştırmacılar konu hakkında kaleme aldıkları çalışmalarında, kavramsal çerçeveye ya bir kısım, ya da başlık açmışlardır (Bulduk 2008:217) 'Göç' ile ilgili Türkiye Türklerinin ürettiği üçüncü ifade de 'göçer'dir (ya da konargöçer). 1 Kullanmış olduğumuz sözlüklerde 'göçer' ifadesinin 'göçebe' ile aynı anlama geldiği belirtilmiş (TDK 1998: 863); 'konar-göçer' kavramı için de aynı gönderme yapılmıştır (TDK 1998: 1351). Derleme Sözlüğü'nde, 'göçkün', 'göçebe', 'göçkün evli', kavramlarının aynı anlama geldiği (Derleme Sözlüğü 1993: 2121), etimoloji sözlüğünde de göçer ifadesinin 'göçmek'ten türediği, 'göç-e-r-mek/göçermek' olarak da kullanıldığı belirtilir (Eyuboğlu 1988: 285). Tarama sözlüğünde ise 'göçer' kelimesinin açıklaması gezer, bir yerde durmaz, göçebe olarak açıklanmıştır (Dilçin 1983: 95). Bu kavramların nasıl üretildiğini anlayabilmek için, bahsi geçen dönemi ve yaşam şeklini bir kere daha gözden geçirmek faydalı olacaktır: Doğanın çok da cömert davranmadığı Avrasya bozkırlarında; ama özellikle de güney Sibirya ile Moğolistan da tarım yapılamaması, bu bölgeleri mesken edinmiş ve Türk kültürünün ilk maddî unsurlarını oluşturan boyların ekonomisini hayvancılıkla sınırlı kıldı. Batılı araştırmacılardan bir kısmı aşağıda daha ayrıntılı ifade edeceğimiz 1 Diğer Türk soylu halklarda böyle bir ifade yoktur (Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü 1991: ); bu halklar, göçer/konar göçer tipli yaşantıyı kendi dillerinde göçmen kelimesi ile karşılamışlardır (Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü 1991: 496). Kaynaklar için Yrd. Doç. Dr. Ferhat Karabulut a teşekkür ederiz. Türk Kültürü Terminolojisinde Göç Kavramı Anıl Yılmaz - Cahit Telci 17 gibi böyle bir hayat tarzını diğer göç merkezli yaşantılardan ayırmak için 'pastoral nomadizm' ifadesini tercih etmektedirler (Zvelebil 1980). Belli ki zorunluluktan, bu topluluklar hayvanlarının hayatta kalabilmesi için yeşil otlak bulabilmek amacı ile, yaylak ve kışlak arasında yıl boyunca iki defa yaşanan yolculuklar gerçekleştirdiler. Bu durum Anadolu da hayvancılıkla uğraşan Osmanlı dönemi toplulukları için de geçerlidir (Lindner 1983: 10-11). Hayvanların beslenmesi hayatî önem taşıdığından, yeşil otlakların başka boylar tarafından sahiplenilmesi, gasp edilmesi anlamına geliyordu. Bu da kaçınılmaz olarak otlak üzerinde hak iddia eden boylar arasında çatışmalara sebep oluyordu. Sadece otlaklar değil, burada otlayan hayvanların da gasp edilmesi sıklıkla rastlanan bir durumdu. 'Baranta' adı verilen bu gasp olayları (Diyarbekirli 1972: 47) bazen öyle kanlı yaşanıyordu ki, çoğu zaman çatışmayı kaybeden boy, bulunduğu bölgeyi terk etmek zorunda kalabiliyordu. Tarihte Avrasya bozkırlarında doğudan batıya doğru yaşanan büyük göçlerin sebepleri arasında bu ve benzeri olguların bir arada yaşanmış olması gerekir. Ancak verimli yeşil otlaklara sahip olan boyların ekonomilerini güçlendirdikleri, dolayısıyla siyasî ve askerî gücü ellerinde tuttuklarını düşünürsek, kendi hâkimiyetini tanımayan diğer boyları bölgeden uzaklaşmak zorunda bırakmaları akla yatkın görünmektedir. O hâlde bahsi geçen bu boylar için hayatî diyebileceğimiz yaşam şekli; hayvanlarını besleyebilmek için belirli otlaklar arasında göç etmeleridir. Yazın ovalardaki otlar, hayvanları besleyemeyecek kadar sarardığından yüksek yaylalara çıkmak zorunlu oluyordu. Bu yüzden kültür tarihimiz içinde önemli bir yer tutan Nevruz ya da daha Türkçe ifadesi ile Ergenenkün ün bu etkinliğin gerçekleştirildiği bir dönemde yaşanıyor olması gerekir. Kışın ise bu sefer yüksek yaylaların karlar altında kalması, hayvanları için yine yiyecek sıkıntısı anlamına geldiğinden, bu sefer de kışı daha ılıman geçen ovalara bir dönüş yaşanıyordu. Bu insanlar için Eylül ayında yaşanan kış gündönümü de kışlaklara, yani ovalara doğru yapılacak göçün başladığını işaret ediyordu. Boylar ekonomik olarak hayvanlarına bağımlı oldukları için, sürülerin beslenebilmesi, kendi geleceklerinin de garantisini oluşturuyordu. İşte bu yüzden bölgedeki yaylak ve kışlakların hangi boya ait olduğu keskin çizgilerle bellidir. Belki bugün olduğu gibi sınırları bekleyen askerî birlikler mevcut değildi. Ancak belli bir dağ sırası ya da daha güçlü ihtimâlle bir ırmak, otlaklar arasında sınır kabul ediliyordu. İşte bu sınırların ihlâli yukarıda belirtmeye çalıştığımız çatışmalara zemin hazırlıyor olmalıdır. Böylece boyların kendilerine ait yaylak ve kışlaklar arasında yıl içinde iki defa hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bu, zorunluluktan dolayı oluşan bir göçtür ve tekrarlanmazsa boyu oluşturan her bir ferdin yok olmasına sebep olabilir. Bu zincirleme reaksiyon en sonunda boyların bir araya getirdiği Kağanlıkların da sonunu hazırlayabilir. Bu yüzden mevsimlik yaşanan bu göç, bozkır imparatorluklarının organik yapısı içinde hayatî bir önem taşır (Resim 1). 18 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 7. Sayı 2. Haziran 2010 Ancak yaylak kışlak arasında göçmek sadece bozkır imparatorlukları ile çevrelenmiş değildir. Selçuklu, hatta Osmanlı imparatorluğu döneminde önemli bir Türk nüfusu bu etkinliği gerçekleştirmeye devam etti. İşte bu toplulukların isimlendirilmesi konusunda terminoloji meselesine dikkat çekilmişse de (Gökbilgin 1957: 1-9; Orhonlu 1963: 12), konunun çeşitli yönleri üzerine yapılan başka bazı çalışmalarda bu terminoloji sorunu çok dikkate alınmamıştır (Sümer 1960; Bozkuş 1998; Kürkçüoğlu 1999: ). Bazı araştırmacılar ise terminoloji tartışmasına girmeden sadece belirli kavramları ısrarlı bir şekilde kullanmayı tercih etmektedirler. Nitekim Türkmenler üzerine çalışan akademisyenlerin çoğu 'konar-göçer' terimi üzerine yoğunlaşmış gibidirler: Tufan Gündüz bu terimi kullanmayı tercih edenlerdendir (Gündüz 1996: 84-87; Gündüz 1988: ; Gündüz 2002: ; Gündüz 2003: ); Latif Armağan da yine bu terimi tercih eder (Armağan 1999: ); keza Muhtar Kutlu ise tek başına 'göçer'i tercih edenler arasındadır (Kutlu 2000:211). Tuncer Baykara da aynı terimi kullanırken Türklerin göçerliği, sürekli başıboş ve serseriyane bir göçerlik olmayıp belli yaylak-kışlaklar, zaman zaman da güzleler arasında cereyan eden bir göçerliktir gibi bir açıklama getirir (Baykara 1987: 398). Anadolu da önemli bir göçer unsur olan Varsakları konu ettiği çalışmasında Ali Sinan Bilgili 'konar-göçer' terim-kavramını adetâ 'yaylak-kışlak' kavram çifti ile benzer anlamda kullanır: Safevî anlayışı konar-göçer hayat tarzına sahip Türkmenler için.. (Bilgili 2000: 20),.. konar göçer hayatın gerekli kıldığı yaylak-kışlak hareketi (Bilgili 2000: 32). Hemen aynı kanaati Ersin Gülsoy (Gülsoy 2000: 122) ve Mehmet İnbaşı da vurgular (İnbaşı 2000: ). Şenol Çelik de konar-göçer hayat şeklini benimsemiş topluluklar ile 'Yörük' olarak adlandırılan insanları aynı kabul eder: konar-göçer veya Yörük olarak adlandırdığımız nüfus (Çelik 2000: 85). Karadeniz bölgesinde yaşayan Türkmen unsurlardan özellikle Çepnileri konu edindiği çalışmasında da Hanefi Bostan yine bu terimi kullanmayı tercih etmiştir (Bostan 2000: 55, 56, 62). Tarihçi Yusuf Halaçoğlu konar-göçerleri tarif ederken, değinmeye çalışacağımız ve göç merkezli hayat tarzını benimsemiş diğer insanlardan ayıran bir açıklama yapar:..konar-göçerlerin bu hayat tarzı, göçebe hayat yaşayan diğer unsurlardan büyük farklılıklar göstermektedir. Gerçek anlamda göçebe yaşayan aşiretlere nazaran bazı konar-göçer grupların yazın hayvancılıkla uğraşmaları yanında, kışlıklarında ekinlik yani bir nevi küçük ziraat yaptıkları da göz önünden uzak tutulmamalıdır (Halaçoğlu 1988: 4; Halaçoğlu 2009: XVI). Halaçoğlu, bu açıklamayı Osmanlı Arşivleri'ndeki çalışmalarından sonra şekillendirmiş olmalıdır. Çünkü Osmanlı yönetimi, bu zümreleri defterlere, zaman zaman sahip oldukları hayvanlar ile kaydederken, yer yer de toprak tasarruf edip, ziraat ile meşgul olduklarını belirtiyordu; Osmanlı çiftçi sınıfları tâbi oldukları, meselâ çift, nim çift, Türk Kültürü Terminolojisinde Göç Kavramı Anıl Yılmaz - Cahit Telci 19 bennâk gibi vergi dilimleriyle beraber kaydedilmişlerdir (BOA D. BŞM, Zilhicce 1066 Nr. 217, muhtelif sayfalar; BOA. D.BŞM, Zilhicce 1066, Nr. 197, muhtelif sayfalar) 2. Dolayısıyla Türklerin bu dönemlerdeki hayatlarını, yerleşiklik ve göçerlik arasında üçüncü bir form olarak kabul etmek gerekir. Üçler Bulduk gibi başka tarihçi akademisyenler ise hem 'göçer', hem de 'konargöçer' ifadelerini beraberce kullanır (Bulduk 1997: 37-52; Bulduk 2000: 71-82). İ. Şahin de aynı şekilde, 'göçebe' ya da 'konar-göçer' terimlerini birbirinden ayırmadan kullanır (Şahin 1982: ; 1999: ; Şahin 2006); Mehmet Beşirli ise 'göçebe'yi tercih edenler arasındadır (Beşirli 2003: ). Cevdet Türkay, bu konuda kaleme almış olduğu çalışmasında, Osmanlı belgelerinden hareketle konar-göçer unsurların Osmanlı coğrafyasındaki dağılım ve yerleşim bölgelerini ifade ederken değindiğimiz bütün kavramları kullanmaktadır. (Türkay 1979: 61, 66, 69, 78, 84..)'de 'göçebe taifesi', (77, 103, 122)'de 'göçer evli', (98)'de 'konar-göçer - göçebe' bir arada, (106, 107, 116,117, 134)'de 'göçer', (305, 341, 364, 385)'de 'konar göçer Türkman yörükânı', (394, 395)'de ise 'konar göçer Türkmen ekrad-ı yörükânı taifesi' terim-kavram birliklerine yer vermiştir. İsmail Aka da bir çalışmasında Safevî devletini kuran unsurdan 'Anadolulu köylü ve göçebeler' olarak bahseder (Aka 2003: 60). Faruk Sümer 'göçebe' kavramı ile, 'Yörükler' 3 olarak da adlandırılan zümrelerin ifade edilmek istendiğini kaydeder (Sümer 1952: 515). 3. Göçebe Diğer Bazı Topluluklar ile Türk Göçerliği Arasında Bir Karşılaştırma Denemesi Türklerin göç ile ilgili geliştirdikleri hayat tarzı yukarıdaki gibidir; ancak göç merkezli bir yaşantıyı hayat felsefesi hâline getirmiş topluluklardan biri de Çingenelerdir. Çingeneler etno-kültürel bir alt-grup olarak ticarî ya da alış verişçi göçebeler olarak sınıflandırılabilirler. Bilindiği üzere bu insanlar belli bir bölgeye bağlı kalmadan ve işin ilginç yanı; bir sonraki duraklarının tam olarak belirlenmediği bir dalgalanma ile neredeyse tüm Avrupa ve Asya yı dolaşmaktadırlar. Türkiye'de Balkanlar'da da bir nüfusa sahiptirler. Son zamanlarda daha yerleşik bir hayat tarzı benimsemiş olmalarına rağmen, çalışmak için hâlâ ikinci duraklarını belirlemeden yaşamaya devam etmektedirler. Belki göçer Türkmen zümreler ile Çingeneler arasında hayat tarzı itibarıyla bir benzerlik kurulabilir. Örneğin kadınlar zenginliklerini üzerlerinde taşımaktadırlar. Ancak bunu son derece estetik bir tarzda yaptıkları takılar yolu ile gerçekleştirmek- 2 Meselâ Osmanlı ülkesindeki en büyük göçer unsurlardan olan Dânişmendli Türkmenlerine ait tahrir defterinde bu görülmektedir. Hane reislerinden bazıları sahip oldukları koyun ve develer ile bazıları ise tasarruf ettikleri toprak ile deftere kaydedilmiştir. 3 'Yörük' kelimesinin kavramsal gelişimi ve kullanımı hakkında bkz Doğan (2007: ). 20 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 7. Sayı 2. Haziran 2010 tedirler. Bir diğeri hiç kuşkusuz mesken tipleri olan çadırlardır. Ancak bu konuda da kaynaklar farklı yaşam felsefeleri olan bu toplulukların çadırları için farklı isimler kullanmaktadırlar. Meselâ 19. yüzyıl nüfus defterlerinde Kıptî ve Yörük-Türkmen unsurların görüldüğü Anadolu nun batısında bulunan Yörüklerin çadırları için kullanılan terim genellikle 'hayme dir (BOA D.CRD. Nr : 85). Bu kavram dolayısıyla Yörük unsurlar da yer yer 'haymana-haymanagân' şeklinde ifade edilmektedir. 4 Bu topluluklar bazı kaynaklarda daha belirgin bir şekilde 'haymanagân-ı yörükân' olarak da ifade edilmektedirler (Sahillioğlu 2002: ). 5 Bu asırda Çingene çadırı için kullanılan ifade ise daha ziyade 'çerge dir. Sözlüklerde 'çerge' 'hafif çadır, iki direkli çadır' anlamında kullanılmakta ve Çingene hayatındaki karşılığı da muhtemelen bu olmakla beraber, Sultanların kullandıkları otağların cüzlerinden olan çergelerin bulunduğu da bilinmektedir (Atasoy 2002: 47). Göç merkezli yaşam tarzı, yukarıdaki örneklerle sınırlı değildir. Bir başka coğrafyada 'göçebe' ya da İngilizcedeki karşılığı ile 'nomad' olarak ifade edilen topluluklar vardır: Arabistan yarımadasında çöl göçebeleri olarak da adlandırabileceğimiz gruplar yaşamaktadır. Bunlar için genel olarak 'Bedevî' ismi kullanılırken; Kuzey Afrika da da, Tuareg ya da Berberî örneklerinde olduğu gibi bu tarz hayatı benimseyen gruplar bulunmaktadır. Onlar da Kuzey Afrika nın sıcak Büyük Sahra çölünde, Afrika yı kuzey-güney boyunca kat eden ticaret yolları üzerinde söz sahibidirler (http://www.bradshawfoundation.com/giraffe/tuareg.php). Onların evleri de, aynı bozkır yaşantısını sürdüren Türklerde olduğu gibi taşınabilir özellik gösterir. Mesken olarak kullandıkları çadırlar da Türklerde olduğu gibi 'topak ev' (yurt) şeklinde silindirik yapılmışlardır. Ancak kullanılan malzemelerde bazı farklar vardır. Türklerdeki keçenin yerini burada hasır almıştır. Ancak içeride mekânın yine direklerle bölünmediği bir alan yaratılmıştır. Bu insanlar da, develerinin yardımıyla yukarıda belirtilen ticaret yolları üzerinde mal taşıyarak ekonomilerini şekillendirmişlerdir. Günümüzde Kuzey Afrika da şekillenen sanat incelenirken ağırlıklı olarak etnografik malzemeler üzerinde durulsa da (Becker 2006), bu coğrafyanın sanat anlayışı Kuzey Asya daki örneklerle karşılaştırıldığında birbirinden oldukça farklı kaldığı görülür. Görüldüğü üzere birbirine benzer, ancak özünde belirgin bir ayrım bulunan iki hatta üç farklı tipte yaşam şeklinden bahsetmekteyiz. Yine Türkler ve Çingeneler gündelik eşyalarını hatta yurdlarını taşımak için hayvanların çektiği tekerlekli 4 12 Şevvâl 966 tarihli hükümde Segedin-Budun arasındaki yolların güvenliği için kimsenin yazılı raiyyeti olmayan haymanadan elli neferin tahsis edilmesi hakkında bkz. 3 Numaralı Mühime Defteri ( / ) (1993: 55). 5 'Haymana' teriminin kullanıldığı her yerde Yörüklerin kastedilmediğini de belirtmek gerekir: 'Haymane keferesi' ifadesi bunlardan biridir. Bkz. 83 Numaralı Mühime Defteri ( / ) (2001: 59). Türk Kültürü Terminolojisinde Göç Kavramı Anıl Yılmaz - Cahit Telci 21 arabalardan yararlanırlar. Pazırık Kurganı buluntuları arasında dört tekerlekli araba yer almakla beraber (Diyarbekirli 1977a: 125), göç esnasında arazi şartları dikkate alındığında daha ziyade iki tekerlekli arabanın (Anadolu kağnısı gi
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks