Please download to get full document.

View again

of 222
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Necip Fazil Kisakurek - Cole Inen Nur.pdf

Category:

Documents

Publish on:

Views: 0 | Pages: 222

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Necip Fazıl Kısakürek - Çöle Đnen Nur Necip Fazıl Kısakürek _ Çöle Đnen Nur Necip Fazıl KISAKÜREK ÇÖLE ĐNEN NUR ÇÖLE VE BÜTÜN ZAMAN VE MEKANA b.d. (büyükdoğu) yayınları ÇÖLE ĐNEN NUR / DĐN ve TASAVVUF / ESER: 63 b.d. yayınları: 13 13. Basım / Ekim 1993 Baskı: Tnp Matbaacılık A.Ş. / ÎST. Tel: 565 81 55 - 567 71 67 ' b.d. yayınları/Kurucusu: Necip Fazıl Kısakürek Yayın sorumlusu: Suat Ak Her hakkı mahfuz ve b.d. yayınları na aittir. b.â. yayınları/Ankara C. Vilâyet Han 10/3 Cağ. - Đst. Tfcle
Transcript
  Necip Fazıl Kısakürek - Çöle İ nen Nur   Necip Fazıl Kısakürek _ Çöle İ nen Nur Necip Fazıl KISAKÜREK ÇÖLE İ NEN NUR ÇÖLE VE BÜTÜN ZAMAN VE MEKANA b.d. (büyükdo ğ u) yayınları ÇÖLE İ NEN NUR / D İ N ve TASAVVUF / ESER: 63 b.d. yayınları: 13 13. Basım / Ekim 1993 Baskı: Tnp Matbaacılık A. Ş . / ÎST. Tel: 565 81 55 - 567 71 67 ' b.d. yayınları/Kurucusu: Necip Fazıl Kısakürek Yayın sorumlusu: Suat Ak Her hakkı mahfuz ve b.d. yayınları na aittir. b.â. yayınları/Ankara C. Vilâyet Han 10/3 Ca ğ . - İ st. Tfcleibn: 528 55 51 İ THAF Eserimi... Her yıldızla her yıldız arası yollar ve yönler kadar çok ve dola ş ık... Dünya yolları ve yönlerinden... Biricik ula ş ana yolu ve eri ş tirici yönü bana gösteren... Otuz ya ş ımdan sonraki hayatıma temel atan... Altun Halka’nın asrımızdaki büyük Kutbu... Efendim, ir ş ad edicim, can kurtarıcım... Esseyyid Abdülhakim Arvâsî Hazrederi'nin yüce ru-haniyetine ithaf ediyorum... 26 MAYIS 1972 NFK TAKD İ M 1950 yılında kaleme almaya ba ş ladı ğ ım, ÇÖLE İ NEN NUR diye isimlendirdi ğ im ve ba ş langıcının ba ş langıcım bile gözönüne seremedi ğ im, 1952 günlük (BÜYÜK DO Ğ U) gazetesinde ALLAHIN SEVG İ L İ S İ adiyle ancak pek kısa bir parçasını ne ş redebildi ğ im, 1956 (BÜYÜK DO Ğ U)larındaysa O ismiyle yeniden ve bamba ş ka ş ekilde ele aldı ğ ım ve yine çok kısa bir kısmım arzedebilip yine yarım bırakmak zorunda kaldı ğ ım, nihayet 1957 hapsimde tamamlayabildi ğ im, 1958 haftalık (BÜYÜK DO Ğ U)larında tekrar ve sadece ilk kısımlarını gösterebildi ğ im; son hapsimin ba ş ında, dizgi, tertip ve baskısında pek çok yanlı ş hklar ve atlamalarla kitap haline getirildi ğ ine ş ahit oldu ğ um, bir türlü kemal ve ikmaline ait maddi ve  manevi ş artları nefsimde toplayamadı ğ ım ve nihayet son hapsim içinde, ismi ile beraber, harf harf, kelime kelime ve bahis bahis üzerinde i ş leyip nihaî ş ekil, ruh ve adına kavu ş turabildi ğ im gaye - eserimi bu kitapta takdim edebiliyorum. Hak, sevgilisi a ş kına bizi af, ayıplarımızı setr ve O'na ümmettik liyakatini bize nasip etsin... 1969 NFK TAKD İ M 1950 yılından beri türlü isimler altında ve türlü (editör)ler elinde harap ve peri ş an edilen ba ş  eserimi, bu defa b.d. Yayınları dikkat ve itina ölçüsüyle ve nihaî ş ekil ve tamam-lık kaydiyle takdim ediyorum. EK İ M 1975 NFK BU ESER Tefsir, hadis, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan dev ş irili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, Ba ş langıç yarısında da belirtildi ğ i gibi, sadece imân sahiplerine hitap- edici, hiçbir akli tefti ş , tespit ve ispat gayretine dü ş meyici, mutlak do ğ ru üzerine hissi ve teessüri bir çatı kurucu ve e ğ er bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir; ve akla verdi ğ i pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir. Bu bir ilim de ğ il, san’at eseridir ve ilmin içini ve dı ş ını tahkik selâhiyetinde olmadı ğ ı mukaddes kapıya, ancak, inanmı ş  ve teslim olmu ş  san'at tavriyle sokulmaktan ba ş ka çare yoktur. NFK ba ş langıç. Sofra... Etrafında Allah Resullerinin dizildi ğ i sofra... Ve bu sofrada ba ş kö ş e... Sen! İ nsanın hakikati... Sır... Kâinatın en çetin sırrı... Bir de misiisiz insan ki, onun hakikatinde, mahlûk, artık, son haddine ula ş ır. Onun hakikatinde, mahlûk tükenir, fakat Allah ba ş lamaz. O da sen?... Yaradan... Ve onun en güzel eseri... Zâtiyle tek olan Yaratıcı'nın, koskoca insan ehramında ve en yüksek noktada halketti ğ i insan... Sen! Evet, sen! Senin bana inandırdı ğ ın ve seni bana inandıran Allah, öz dilinle hitap etmi ş  sana ve demi ş  ki: «SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN, ÂLEMLER İ  YARATMAZDIM!» Sana, i ş te bu Allah kelâmının sonsuz kılavuzlu ğ u içinde inanıyorum! Sana inanmı ş , inanmakta ve inanacak olanlar, deniz kıyılarında kum misali... Ben de bu hudutsuz yı ğ ında bir kum tanesiyim. Sana inanan herkes, göz alabildi ğ ine geni ş  bir sed üzerinden e ş siz bir manzara seyreder gibi, seni, oldukları yerden, yerlerinin görmek ve bilmekte verdi ğ i imkânların gözlü ğ ünden seyrediyor. Bense Allah'a hamdediyorum ki, o kum tanesine, uzun zaman çilesini çekti ğ im bir takım idrâk mahremiyetlerinin «Yakın»a açılmı ş  yakıcı penceresinden gösterdi. Ke ş ke sahiden, ipek topu ğ unu bir kere öpebilmi ş  bir kum tanesi olsaydım!.. Evet... Ben seni Allah'ın yalnız habercisi ve ana yola ça ğ ındı Resulü olarak de ğ il; bo ş lu ğ u ve yıldızları, zamanı ve mekânı, mesafeleri ve istikametleri, canlı ve cansız, maddeleri ve maddesiz her ş eyiyle bütün kâinatın bu en güzel eser etrafında halkalanması ve onun yüzü suyu hürmetine yaratılmı ş  olması için yarattı ğ ına inanıyorum! Sen; var olu ş unun ş erefine, Allah'ın topyekûn varlı ğ ı hediye etti ğ i ilk ve son Varlık Nuru! İ nanmak dedim de hatırıma geldi: Bu ne zor ve ne . kolay i ş ! Kim inanır ve kim inanmaz? Tebe ş irle kondurulmu ş  bir nokta kadar basit ye sefil bir köylü inanır. Yük altında iki büklüm, ak ş ama kadar solumaktan ba ş ka bir hayatiyeti olmayan bir hamal inanır. Yahut...  Eline aldı ğ ı her lokma ekme ğ i, zikir ve te ş bihini dinlemeden a ğ zına almayan o « Ş eyh-i Ekber» inanır ki, mü-ceret riyaziye cehdini, Âdem Baba'dan kıyamet gününe kadar gelecek bütün insanların yüzlerini çizmeyedek götürmü ş tür. Beyninin her atomu bir güne ş  kadar ı ş ıklı o « İ mam-ı Rabbani» inanır ki, Allah'ı bulmaya do ğ ru her atılı ş ında gizli bir put diken aklın türetti ğ i putlar ormanını, yine akıl baltasiyle devirmi ş , böylece yine aklın atabilece ğ i en uzun adımı atmı ş  ve baltasının parlak yüzüne, dünyanın en güzel sözü olan «Allah ötelerin ötesi; ötelerin ötesinden de ötesi, ondan da ötesi, her ötenin ötesi...» düsturunu yazmı ş tır. Kerametler Sarayı'nın ha ş metlisi o « Ş ah-ı Nak ş ibend» inanır ki, ak ş am üstü, at sırtında bir ovayı geçerken, yanındaki müridi korkmasın diye güne ş i sımsıkı ufka ba ğ lamı ş , batmasına izin vermemi ş  ve deh ş etle titreyen müridine : 8 — Bunlar tarikatın oyunlarıdır; gaye bu de ğ il! Kar ş ılı ğ ından fazla ipucu göstermemi ş tir. Ve nihayet sen inanırsın... Ötesi var mı? Ya en aptal, ya en akıllı inanır. Aptal da ne demek? Tam akıllılık kabil mi ki tam aptallık mümkün olsun? Aptal dedi ğ imiz çok defa üstüne hiçbir yazı yazılmamı ş  bo ş  kâ ğ ıda benzer. Mademki bo ş tur, güzeli bulamamı ş tır. Fakat mademki yine bo ş tur, çirkinden kurtulmu ş tur. Aptalın ş uuraltı veya ş uurüstü kavrayi ş iyle bulunmu ş , kimbiür ne eri ş ilmez hakikatleri var! Hakikî aptal, o bo ş  kâ ğ ıdın üzerine hiçbir ş ey yazmamı ş  olan de ğ iS, saçma - sapan, kör - topal, yalan -yan!: ş   ş eyler karalamı ş  ve onlara sımsıkı sarılmı ş  olandır. Yâni, aptallıktan yola çıkıp akla varmamı ş  ve yarı yolda kalmı ş  idrâk cücesi... İş te bu korkunç örnek, gördü ğ ünü gördü ğ ünden ibaret bilen, her ş eyi ve her hâdiseyi be ş  duygu sınırında ba ş lıyor ve bitiyor sanan, hiçbir ş eye ne kâmil bir ş üphe, ne de kâmil bir imânla bakamayan, bu ikisi ortası havsaîa-cıktır ki, hakikî aptaldır ve Allah'a inanmaz. İ nanmak, ya çok üstün, kendi kendini kül edecek kadar üstün bir akıl davasıdır; yahut, yarı yolda bangır bangır iflâs eden aklın her türlü deste ğ inden mahrum, fakat gizli bir ruh feyziyfe gayesini sezmi ş  ve fikir karga ş alı ğ ından kurtulmu ş  sâf ve basit adam i ş i... Belki de «sâf» kadar güzel bir mefhumu, bilmeden, onun için basit insanlar hakkında kullanıyoruz. Allah, ancak en ileri dereceye çıktı ğ ı zaman akılsızlı ğ ını anlayan ş u akılsız aklın belâsını versin! Sen, mukaddes hedef; Haktan gelen a ş kın hedefi!.. Sen, en ileri rütbe; Allah'ın Sevgilisi olmak mertebesi!.. Sen, en güzel insan; güzeller güzeli insano ğ lunun en güzeli!.. Güzelli ğ inin büyüsüne mıhlanmak, sonra hummalılar gibi hep onu sayıklamak dururken, mukaddes mevzuuna bâzı dâvalarımı ve öfkelerimi kattı ğ ım için beni ho ş gör!.. Ben bir ş âirim... San'ata, yalnız Allah'ı aramak, onun mahrem ülkesi meçhuller eleminin karanlıkları içinde rüyalardan daha zengin fener alayları tertiplemek ve e ş yanın takındı ğ ı duvakları birer birer kaldırmak gayesini biçti ğ im gün, sanki boynumda «Mutlak hakikatnten bir kement sezer gibi oldum. Bu kement beni çekti ve senin önünde durdurdu: — Kapi burasıdır; ba ş ka her kapı kapalı! Voktâ ki, bu böyle oldu, sen benim her ş eyim oldun. Ey, bütün mucizeleri içinde en hayran oldu ğ um mucizesi diye, ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemi ş  olmasını gösterebilece ğ im mahzun Peygamber!.. Ey, Aüahın, Kur'ânda hâs ismiyle ve nida edatiy'e bir kerecik bile hitap etmedi ğ i haya ve edeb kayna ğ ı!.. Ey, Allah kelâmına mecra bir çift kudsî duda ğ ın sahibi!.. Dedim ki, ben bir san'atkârım... Ve ne tarih yazmak, ne arz tabakalarını mikroskop oîîmda incelemek, ne de dört ta ş  duvar arasmda istif edilmi ş  ve son ycidızcısı toz - toprak olmu ş  kitaplara bekçilik etmek, benim vazifem... Böyleyken, hayatını yazmayı murad edindim. Hayatını...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks