Please download to get full document.

View again

of 7
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

KARADENİZ KUZEYİNDEKİ BUCAK YERADININ KÖKENİNE DAİR

Category:

Crafts

Publish on:

Views: 0 | Pages: 7

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
KARADENİZ KUZEYİNDEKİ BUCAK YERADININ KÖKENİNE DAİR Osman KARATAY Özet Tuna nın ağzının kuzeyinde, Moldova nın denize çıkışını engelleyen bölge olarak tanımlayabileceğimiz yer Osmanlı döneminde Bucak ismini
Transcript
KARADENİZ KUZEYİNDEKİ BUCAK YERADININ KÖKENİNE DAİR Osman KARATAY Özet Tuna nın ağzının kuzeyinde, Moldova nın denize çıkışını engelleyen bölge olarak tanımlayabileceğimiz yer Osmanlı döneminde Bucak ismini taşıyordu ve bugün de bu isim kullanımdan düşmemiştir. Ortaçağ başlarında aynı y için bununla aynı anlama gelen Slavca bir kelime (Ongl) geçmektedir. Ondan önceki dönemde ise en az Milat yıllarından itibaren olmak üzere bölgenin adı Peuke olarak geçer. Bu son kelime Türkçe ve diğer Altay bölgesi dillerinde yine köşe, bucak anlamına gelmektedir ve aslında bucak kelimesinin erken biçimidir. Dolayısıyla, Karadeniz in kuzeybatısındaki bir yeradında eskiçağa uzanan bir Türkçe kullanım sözkonusu gözükmektedir. Bu bilgi, diğer bulgularla birlikte değerlendirildiğinde, bölgedeki erken Türk varlığını açıklamakta önemli bir katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Bucak, Onglos, Peuke, yer adları, Karadeniz kuzeyi. Abstract The region that can be simply defined as the north of the Danube, and as preventing Moldova from Access to the sea, used to be called Budjak corner during the Ottoman rule, and the same word survived to us at least in scientific literary usage. The region was denominated Ongl, a Slavic word with the same meaning as the Turkic Bucak corner, in early Medieval. Before it, authors of antiquity use the word Peuce for the same region, at least from the 1st Century BC. That word means also corner in Turkic and other languages of the Altaic region; it is indeed the earlier form of the later word budjak. Thus, it seems there was usage of Turkic in a place name in the nortwest of Black Sea in Antiquity. Regarded altogether with some other data and results, this would contribute a lot to the explanation of earlier Turkic presence in the region. Keywords: Budjak, Onglos, Peuce, place names, north of Black Sea. Doç. Dr., Ege Üniversitesi, Karadeniz Araştırmaları Güz 2014 Sayı 43 s Osman Karatay Eski ve ortaçağlarda doğudan gelen ve tamamına yakını Türk asıllı olan göçebelerin yolu Karadeniz in kuzeybatısında üçe ayrılırdı. Tercihen güneye dönüp Aşağı Tuna üzerinden Balkanlara sarkmak, güneyde bunu engelleyecek güçlü bir siyasi yapı var ise batıya dosdoğru devam ederek Macar ovasına girmek, bu yol da kapalıysa Karpatların kuzey sırtlarını seyrederek Galiçya ya yönelmek. İşte kısaca bu ayrım noktasına Bucak diyoruz. Osmanlı döneminde Bucak dikkatli ve ayrıntılı bir mülki idareye tabi olduğu için, sınırlarını kesin olarak biliyoruz: Prut ve Dnyester (Turla) ırmakları arasında kalan arazinin güneyi, sahil kısmı. Genişliği yaklaşık 9000 km 2 dir (Decei 1997: 742; Karpat 1992: 341). Daha somut bir ifadeyle bugün Moldova nın denize çıkışını engelleyen Ukrayna arazisine tekabül etmektedir. Bugün Moldova vatandaşı Gagauzların yoğun yaşadığı Komrat vilayeti gibi güneydeki birkaç Moldova vilayeti de bu bölgeden sayılır. Bu kelime yeradı olarak Osmanlı kaynaklarında ilk kez Aynî Ali Efendi nin 1609 yılında hazırladığı Kavânîn-i Âl-i Osmân Der Hülâsa-i Mezâmin-i Defteri Divân adlı kitabında geçmektedir (Başer 2010: 1-2). Kelimenin bu şekilde geç bir tarihte kayda girmesini iki türlü okumak mümkündür. Ya sonraki bir Osmanlı üretimidir; bölge için ihdas edilmiş yeni bir kelimedir; ya da bölgenin daha eski Türklerinin yerel kullanımı bir asır sonra ancak resmi kullanıma girmeye başlamıştır. Karadeniz e tamamen hâkim olan Osmanlı nın sakin kafayla haritaya bakıp burayı hakkıyla bucak olarak adlandırmaya başladığını düşünmek mantıklı geliyor, ancak çok eski bir kayıt ikinci ihtimale kapı açıyor. 9. yy başından Bizans yıllıkçısı Rahip Theophanes, Karadeniz ve Kafkasların kuzeyinde uzanan Büyük Bulgar devletinin yıkılışını anlatırken, Kubrat oğlu Asparuh Han ın kendine bağlı ordayla birlikte Dnyeper (Özü) ve Dnyester (Turla) nehirlerini geçtikten sonra Όγγλος bölgesine yerleştiğini belirtir. Burası da Tuna ile Dnyester arasındadır (Theophanes 1997: 498). Aynı haberi aynı kaynakları kullanan çağdaşı Nikephoros da vermektedir: Asparuh adlı kalan üçüncü kardeş Dnyeper ve Dnyester nehirlerini geçti ve (erişimi) zor ve düşmanca zaptedilemez olan, kendi dillerinde Onglos denen yaşamak için uygun bir yer bulduğu Tuna yakınlarında yerleşti. Çünkü geçilmez ve bataklık olduğundan cepheden güvenliydi; geride ise yaklaşılmaz kayalıklarla korunuyordu. (Nikephoros 1990: 89). Asparuh un bu müstahkem mevkii hakkında çok tartışmalar yapılmıştır (Madgearu 2000: ). Bu kelimenin Slav dilinde köşe, zaviye anlamına gelen оглъ olduğu düşünülmüştür. Bugün bu kelime Rus угол, Ukrayin вугол, Bulgar ъгъл, Sırp угал/угао, Hırvat, Boşnak ugao, Sloven vogel, Çek uhel, Slovak uhol, Leh wegieł gibi biçimlerle hemen tüm Slav dillerinde yaşamaktadır (Fasmer-IV 1987: 145). Dolayısıyla burada, Osmanlı döneminde bölge için kullanılan kelimenin Slavca karşılığını görüyoruz. Bu yeradında bir süreklilik olduğu, Osmanlı üretimi olmadığı tebarüz ediyor. 52 Bucak Yeradının Kökenine Dair İlk köken açıklamalarında Türklerin bunu Slavlardan aldığı öne sürüldüyse de, Slavlardan önce Avar ve Hun varlığına dikkat çekilmiştir (Decei 1997: 743). Nitekim Fasmer etimoloji sözlüğünde Bucak yeradını açıklarken bunu kesin bir dille söyler (Fasmer-I 1986: 229). Bizce kelimenin Slavlardan Türklere geçmediğinin en önemli delili Slav dilli halkların bugün ve yakın çağlarda bu bölge için kendi dillerinde böyle bir kelime kullanmamalarına mukabil, Türkçe ismin sürekli kullanımda kalmasıdır. Bunu Osmanlı dönemindeki bir Türkleştirme çabasının ürünü olarak göremeyiz, zira çevredeki tüm memleketler için Türkçe dışı isimler kullanılagelmiştir: Eflak, Boğdan, Erdel, Dobruca, Podolya, vd. Osmanlıların daha önemli olan Dobruca yı İyice diye çevirmeyip, Bucak ın ismini çevirmiş olmasını anlamlandırmak da zordur. Theophanes teki bu Όγγλος ismini muvakkat bir Slavca çeviri olarak görebiliriz. Yazar Türkçe konuşan Bulgarların tarihini anlatırken birkaç yerde daha Slavca kelimeler verir. Dolayısıyla kendisinin sözlü bir Slav kaynağının bulunduğunu anlıyoruz. Bucak isminin 16 veya 17. yy dan bir Osmanlı veya Tatar üretimi olmadığı gibi, bu Slavca ismin de Slav ihdası olmadığını akla getiren daha eski ve üçüncü bir kelime daha var. 7. yy da Şiraklı Ananias tarafından yazılan Ermeni Coğrafyası olarak bilinen kitapta şöyle bir ifade geçer: (Trakya da) iki dağ ve bir ırmak, yani bir göl ve Peukē adlı bir ada oluşturan ve altı ayağı olan Tuna nehri vardır. Bu adada Hazarlardan, Bulgar dağlarından bir kaçkın olan Kubrat ın oğlu Asparuh yaşar ki, Avar halkını kovmuş ve oraya yerleşmiştir. (Hewsen 1992: 48). Buradaki adayı deltadaki bir yapı olarak aramaya gerek yok. Asparuh un gelip yerleştiği Slavca ismiyle Όγγλος memleketine bir başka dilde Peukē deniyor. Bu ikisi birbirinin aynı. Bir ada değil, Tuna ile Dnyester in oluşturduğu yarımada sözkonusu. Eski kaynaklarda bu iki tabirin ayrımı, tıpkı kent ve memleket ayrımı gibi, bariz değildir. Örneğin, Yakut (Makdisi den naklen) Ruslar bir gölün ortasında rutubetli bir adada otururlar. (Şeşen 1998: 140). Avfî Ruslar bir adada sakinlerdir ki, dört yanı deryadır. Bu adanın her taraftan uzunluğu birer aylık yoldur. (Şeşen 1998: 94). Gerdizî Rusların ülkesi denizde bir adadır. Bu adanın uzunluğu ve genişliği üçer günlük yoldur. (Şeşen 1998: 86). İbn Rüsteh Ruslar etrafı gölle çevrili bir adada otururlar. (Şeşen 1998: 39) derken, aynı yaklaşımı sergilemektedirler. Erken Ortaçağda bu Peukē isminin hayli yerleşik ve yaygın bir kullanımının olduğu görülüyor. Ananias dan bir asır önce yazan bu bölgenin yerlilerinden Jordanes de Peucē yi Karadeniz e dökülen Tuna nın ağzında uzanan bir ada olarak tanımlayıp burada Peucini halkının yaşadığını belirtir (Jordanes 1915: 77). German veya Kelt asıllı oluşları tartışılan Bastardların bir kısmı buraya yerleşmişti ve yer adından dolayı bu şekilde adlanıyorlardı (Wolfram 1990: 44). 53 Osman Karatay Bastard/Bastarna halkının bu bölgedeki varlığı eskidir. Yaşlı Plinius tan itibaren (MS 70 c.) ismini Peukē den alan koldan bahisler bulunur. İlk bilgiyi veren Plinius, Dacia ya sınırdaş olduklarını yazdığı Peucini ve Bastarnae halklarını Germanların beşinci topluluğu olarak tasnif eder (Pliny : 33 (IV/14)). MS 100 civarında yazan Tacitus bu halkı Bastarnae lerden görüp dilce Germanlara ait tutar. Ama özellikle seçkinlerin karışık evlenmeleri sebebiyle bariz bir Sarmat etkisi vardır (Cornelius Tacitus 2006: 91). MS 143 civarında yazan Ptolemeus da Plinius un bilgisini tekrarlayarak Dacia nın hemen ötesinde yaşayan Peucini ve Basternae halkından bahseder ama Peuce dağlarını vermeyi unutmaz (Ptolemy III/5). Strabon esas nitelemeyi yapar. Ona göre Peuce Tuna nın hemen kuzeyinde bir adadır. Basternae halkı buraya sahip olunca Peucini adını almışlardır (Strabon -III- 201, 217, 221 (VII/3: 8, 15, 17)). MS 300 senesi civarında Peucini halkından haberler kesilir. Muhtemelen Gotların arasında erimişlerdir. Ancak Peuce adı yaşamaya devam etmiştir. Jordanes ve Ananias ın tanımları bu çerçevededir. En erken 6. yy da olmak üzere, Slav istilaları çağında bölgenin ismi Slavcaya tercüme edilmişe benziyor. German kavimlerinin bu ismi çevirmeyip doğrudan almaları ve kendilerine uygulamaları, buna karşılık Slavların kendi dillerine çevirmeleri ilginçtir ama o da uzun ömürlü olmuşa benzemiyor, zira başka kayıtlarda bölgenin ismi Ongl benzeri bir kelimeyle ifade edilmez. Bu yüzden, Peuke biçimi üzerindeki değişen kitlelere rağmen yerini korumuş gözüküyor. Burada da bir açmaz var. Slavlar buranın ismini manasını bilen birilerinden duymuş olmalıdırlar. Bunlar German kavimleri olmadığına göre Hun, Bulgar vs. kökenden gelen Türk toplulukları olabilir. Öte yandan, böyle bir varsayım en az Peuke isminin ilk geçişinden itibaren bölgede sabit bir Türk varlığını düşünmeyi gerektirir. Bu imkânsız değildir ama başka bir dildeki böyle bir kelimeyi kendi dillerinde köşe, bucak olarak anlayan Türklerin bunu Slavlara yutturmuş olmaları gibi bir ihtimali de dışarıda tutmamalıyız. Her halükarda bu kelimeyi Türkçede aramamız gerekiyor, zira en yakın karşılıklar dilimizde bulunuyor. Türkçede bük kelimesi yeryüzü şekillerini anlatan bir içeriğe sahiptir. Derleme Sözlüğü ne bakılırsa, ova ve dere kıyılarındaki çalı ve diken topluluğu, ırmak ve göl kenarındaki sazlık, akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar, akarsuya yakın bahçeler, çalılık, sazlık ve ormanların en sık olduğu yer, düz ve büyük toprak parçası, dönemeç, akarsuların büküntü yerleri, ve nihayet köşe anlamına gelir (Derleme Sözlüğü II: ). Bu sonuncu anlam özellikle dikkat çekicidir ve genel coğrafi içerikle birlikte ele alındığında, eski Türkçede hassaten bir yeryüzü şekli olarak köşe için kullanımda olduğu düşünülebilir. Nitekim bu kelimenin Altay bölgesi dillerinde koşutlarının olduğunu gören Starostin ve arkadaşları *bùk e hill, mound biçiminde bir anlam kurması yapmışlardır: Ön Tunguz *būka island (onlara 54 Bucak Yeradının Kökenine Dair göre ada kelimesi tepe den gelir), Ön Moğol buka canal, haycock, shock, Ön Türk *bük wood, forest, hill, meadow, valley between mountains, Ön Kore *puk heaping of earth (Starostin vd. 2003: ). Türkçenin kelime sonundaki ünlüleri düşürme özelliği burada da göze çarpıyor. Clauson ise bu köklerle uğraşmayıp, işin özünde bıç- kesmek, biçmek fiilini görerek köşe anlamının sonraki bir gelişme olduğuna inanır: bıçğa:k something cut off, segment, became buçgak by labial assimilation at very early date corner (Clauson 1972: 294). Ona Sevortyan da katılır: buçak ulog, povorot, uglublenie, kray, konets, okraina, storona, oblost, Bucak bıç (Sevortyan 1978: ). Fakat köşe anlamıyla kaydedilmiş bir bük kelimesi varken, bucak tan geri gitmeye çalışmak ve de bıç köküne ulaşmak beyhude olabilir ( Köşe bucak ikilemesinin anlam kaynağını düşünmek bu konuda yol gösterici olabilir). Tek sıkıntı ünlünün bucakta kalın, bükte ince olması, fakat Türkçe zaten bu konuda değişkelere imkân tanıyan bir dil. Bizzat yukarıdaki sığınılan kökte bunu görüyoruz; fiile biçmek diyoruz ama alete bıçak (Anadolu da pek çok lehçede pıçak ) adını koymuşuz; biçki de var. Çizmek diyoruz ama bazen de cızıyoruz. Burçak ve bürçek, pürçek kelimelerinin kullanımı da yuvarlak ünlülere örnek. Belki yukarıdaki yapım eki ğak ı değil ama sıfatlarda kıyas niyetiyle kullandığımız (kuşkusuz kökteş olan) cak ekini bük kökünün ardında düşünebiliriz. Burada bök + cek böcek gelişmesinin koşutunu görüyoruz. Bük + cek bücek (belki onu böcek ten ayırmak için ihdas edilmiş bir telaffuz farkıyla) bucak? Karadeniz in kuzeybatısındaki o bölgeyi nitelemek için bük kelimesi kullanılmış. Yani temelde bir sıfat anlamı var. Sıfatları tek başına yer isminde pek kullanmayız; tek başına kalıyorsa ek getiririz: Yenice, Derince, Şirince, Kızılca, Düzce gibi. Burada da geç dönemden iyi bildiğimiz bir alışkanlığımızın uygulandığını görüyoruz. Dört asırdan önceye giden yazılı kaynağımız olmadığından bu uygulamanın tarihini tam söyleyemeyiz ama Osmanlı nın Özü ve Turla gibi isimlerde görüldüğü üzere, bölgenin eski Türklerinden yeradlarını alma alışkanlığını biliyoruz. Bucak ı da bu kapsamda düşünmeliyiz. Bölgedeki Türk varlığı kesintisizdir ve ancak son üç asırda bir kesinti olmuştur. Belki Kıpçakça çalışan arkadaşlarımız sıfatların yeradlarında kıyaslı biçimle, eklerle kullanımı alışkanlığını sorgulayarak bazı ipuçları elde edebilirler. Bu bizi Bucak biçiminde en azından Kıpçak-Nogay-Tatar dünyasına götürecektir. Öte yandan, kelimenin eskiçağda geçişi şaşırtıcı olmamalıdır. Doğu Avrupa, Orta Asya dan yapılacak göçlerdeki en kolay ve verimli güzergâhı teşkil eder. Buraya bildiğimiz dönemde yapılan göçler, başka herhangi bir yere yapılandan kat kat fazladır. Bu göçlerin Hunlarla başlamasını varsaymak için, eski kavimlerin etnik ve dilsel kimliğinden emin olmamak dışında hiçbir sebebimiz bulunmuyor. Eski dönemlerde bu bölgede Türk varlığına işaret eden başka yeradları da vardır. Örneğin Dnyeper nehrinin Türkçe adı 55 Osman Karatay olan Özü/Var kelimesinin ilk kayıtlarının MÖ 5. yy a kadar gittiği görülmüştür (Karatay 2010: 17-26). Bu kapsamda, Bucak yer adının da İskit/Saka dönemine gittiği gözükmektedir. Bu çalışmadan edineceğimiz bir başka sonuç, eğer Bucak a eski ismini verenler Altaylar bölgesinden başka bir halk değilseler, Türkçenin MÖ den hemen önceki dönemlerde kelime sonlarındaki bugün olmayan bazı sessizleri koruduğu şeklindedir. Özetle söylenebilecek şey, bölgeye en geç MÖ 2. yy da gelen bazı Türk taifelerinin burayı Bük bucak olarak adlandırdıkları, bundan sonra da kesintisiz bir Türk varlığı bulunduğu için bu ismin sonraki kuşaklara aktarıldığıdır. Dnyeper örneğinde gördüğümüz Ver Özü geçişinin açıkça kanıtladığı üzere, bu aktarımların tarihselliğinden kuşku duyulamaz. Osmanlı veya Kıpçak-Tatar çağında bu isim gak eli alarak Bucak haline getirilmiş gözüküyor. KAYNAKLAR BAŞER, Alper (2010). Bucak Tatarları ( ), Afyon Kocatepe Üniversitesi SBE, yayınlanmamış doktora tezi, Afyon. CLAUSON, Gerard (1972). An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth- Century Turkish, Oxford. CORNELIUS TACITUS, Germania. Halkların kökeni ve Yerleşim Yeri, (çev. M. Hatapkapulu), İstanbul, DECEI, Aurel (1997). Bucak, İA, C.II, 5. baskı, Eskişehir, s DERLEME SÖZLÜĞÜ (1965). C.II, Ankara. FASMER, Maks (1986). Etimologiçeskiy Slovar Ruskogo Yazıka, I, Moskva (1987). Etimologiçeskiy Slovar Ruskogo Yazıka, IV, Moskva. HEWSEN, R. H. (1992). The Geography of Ananias of Širak (Ašxarhac oyc ). The Long and the Short Recensions, Wiesbaden. JORDANES, The Gothic History of Jordanes, çev. C. C. Mierow, London, KARATAY, Osman (2010). Dnyeper Nehrinin Türkçe Adı ve İzahı Gereken 2500 Yıl, Karadeniz Araştırmaları, Sayı 26 (Yaz), s KARPAT, Kemal (1992). Bucak, DİA, C.VI, İstanbul, s MADGEARU, Alexandru (2000). Recent Discussions about Onglos, Istro- Pontica, Tulcea, s NIKEPHOROS, Short History, çev. C. Mango, Washington, PLINY, Pliny s Natural History, London, PTOLEMY, Claudii Ptolemaei Geographica, yay. C. Müller, Paris, SEVORTYAN, E. V. (1978). Etimologiçeskiy slovar tyurkskih yazıkov -B-, Moskva. 56 Bucak Yeradının Kökenine Dair STAROSTİN S. A., Dybo A. V., Mudrak O. A. (2003), An Etymological Dictionary of Altaic Languages, Leiden. STRABON, The Geography of Strabo, III, çev. H. L. Jones, London ŞEŞEN, Ramazan (1998). İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, 2. baskı. THEOPHANES, The Chronicle of Theophanes the Confessor, çev. C Mango - R. Scott, New York WOLFRAM, Herwig (1990). History of the Goths, Berkeley. 57
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks