Please download to get full document.

View again

of 6
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

İktidarların Yabancı Modelleri Uygulamaları Buhranların Ana Kaynağıdır!

Category:

Letters

Publish on:

Views: 0 | Pages: 6

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
H ^17' 200 MİLLİYETÇİ SİYASİ HAF TALIK GAZETE PAZAR TESİ OÜNLEKİ ÇIKAR F i a t ı : Kuruş S E Y L Ü L 1 îl 7 3 EY TÜRK KENDİNE DÖN M.H.P. Genel idare Kurulu: Milletimizin Kendi Tarihî Gelişme Yolunu
Transcript
H ^17' 200 MİLLİYETÇİ SİYASİ HAF TALIK GAZETE PAZAR TESİ OÜNLEKİ ÇIKAR F i a t ı : Kuruş S E Y L Ü L 1 îl 7 3 EY TÜRK KENDİNE DÖN M.H.P. Genel idare Kurulu: Milletimizin Kendi Tarihî Gelişme Yolunu Takip Etmemek Ülkü ve İnanç Boşluğu Meydana Getirmiştir. İktidarların Yabancı Modelleri Uygulamaları Buhranların Ana Kaynağıdır! * Tural ve Siyaset Ahlâkı * Faik Türün giderken * Türkeş'in beyanatı * Selahattin Galip Tahliye edildi * CHP ve Din * Kırıkkale Lisesi Müdürü * MHP'nin gösterdiği gelişmeler * Ülkücü öğretmen Mehmet Kılıç/ın hikâyesi * Sınıfta kalan AP * Demokratik Parti ve Milliyetçilik * Haberi Yokmuş * Salihli'de Ülkücülere yapılan baskı Devleti Yaşatma Mücadelesi Siyasetçi takımı, biraz aşırı sol propagandasının şartlandırma tuzağına düştükleri, biraz da halk kitlelerinin geçim sıkıntısını oy kapmanın en kestirme yolu saydıklarından, pek şiddetli bir «İktisat tutkusu»na kapılmıştır. Milletimizin bütün dertleri maddî yoksulluğumuza bağlanıyor ve bütün çareler, yalnız iktisat sahasında alınacak tedbirlerde gösteriliyor. Az gelişmişlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, gayet tabiî, küçümsenecek konular değildir. Fakat her kötülüğün kaynağını iktisada indirmek hem ilim zihniyetine aykırıdır, hem de maddeci bir dünya görünüşe inanmışlığın işaretidir. Parti yetkilileri ve sözcülerinin çoğu, bir taraftan Marksçı sosyalizmi en kesin kelimelerle kötülerken, diğer taraftan da, hiç şüphesiz bilmediklerinden, Marks'ın «Alt yapı-üst yapı» nazariyesini benimsemektedir. Alt maddî yapı düzelmedikçe hiç bir şeyin düzelmeyeceği görüşü, ihtilâlci sosyalizmin belki de en özlü tarifidir. Milletimizin varlık davası yalnız iktisat sahasındaki tedbirlerle yürütülemez. Güçlü devlet, sadece zengin ve vatandaşlarına çok kazandırıp çok yediren devlet manasına gelmez. Yazık ki partiler, yöneticilerinin eğitim noksanlığından ötürü, adeta bir «İktisat» hapisanesine kapanmışlardır. Bir tek Milliyetçi Hareket Partisi'dir ki, iktisadın dışına çıkmakta, değişik bir ses vermekte «Oy kapmaca» oyununa katılmamak yürekliliğini göstermektedir. Nitekim Milliyetçi Hareket Partisi'nin 27 Ağustos günü toplanan Genel İdare Kurulu'nun yayınladığı bildiri, siyasetçi takımının yadırgayacağı yeni ölçüler getirmekte, yeni hedefler göstermektedir. Bildirinin bir bölümünde : «Bugün Türk devleti, tarihteki misâlleri gibi, evlâtlarını millî beka mücadelesine çağırmaktadır. Bu mücadele en tehlikeli hatlarda cereyan ederken Adalet Partisi iktidarının acizliği ile millî tarihimizin davacısı olan ülkücü, milliyetçi gençliğin verdiği mücadelenin mukayesesi, Türk Milleti'nin kurtuluş yolunu ortaya koymaktadır. Bu gerçeklere uygun olarak, Milliyetçi Hareket Partisi, iktisadî tedbirler yanında, eğitim sistemimizin millî İslâhatına büyük önem verilmesini, yüksek maneviyat duygusuna, vazife ve fedakârlık ahlâkına sahip, millî tarihimize bağlı milliyetçi bir neslin yetiştirilmesini millî varlığımızın en baş şartı saydığını beyan ederek, politikacıları uyanmaya davet eder» denmektedir. Siyasetçi takımını uyarmak, geçmiş denemelerden de anlaşılacağı gibi, son derece güç bir iştir. Ama hiç değilse, milletini seven ve iktidar nimetlerine kölelikten kurtulmaya çalışanların, Milliyetçi Hareket Partisi'nin davetine uymalarını beklemek hakkımızdır. İktisat hapishanesinden çıkılmalı, milliyetçi bir gençlik yetiştirilmediği sürece, en büyük zenginliklerin bir işe yaramayacağı bilinmelidir. Ahlâk çöküntüsünü önlemeyen bir milletin, maddî bakımdan ne kadar güçlü olursa olsun, tarih sahnesinden ayrılmak zorunda kalacağı da hiç unutulmamalıdır. DEVLET V OJM. *u«? - j cıtul - ıy/3 - Sayfa : 2 DMI SaJıibİ : ibrahim METÎN * Yazı İş 284 Bakanlıklar - ANKARA *tdare Çeki Nu * Fiatı : 250 leri Müdürü : Tevfik Fikret KILIÇ- Yeri : Bedesten İçi Bedesten Han Kuruş * ABONE Yıllık : 120 TL. KAYA * Neşriyat Müdürü : Sadi SO- Altı aylık 60 TL. * Dış Ülkeler için : Kat 4 Nu. 7 - KONYA * Ankara Ikl misli * MZGt VE UASKI s San MUNCUOGLU * İdari işler : Osman Temsilciliği Telefon : * Para Havale Adresi : DEVLET Posta Matbaası - ANKARA * ÜAâîTİM : ÇAKIR * Haberleşme Adresi : P.K. Gameda SİYASET AHLÂKI ve TURAL FAİK TÜRÜN GİDERKEN Doç. Dr. Necmettin HACIEMİNOĞLU Efendim, M.P.'nin yeni Genel Başkanı Cemal Tural, partisi'nin yeni Genel Başkanı olması sıfatıyla, M.P.'sine yeni bir güç vermek(!) gayesi ile dolaştığı yerlerde, yeni Genel Başkan olarak karşılanacağı yerde, bilhassa Millet Partililer tarafından soru yağmuruna tutulmakta... Millet Partisi'nin eski ve en kuvvetli kalelerinden birisi olan Kozakh'da beraberinde eşi Suna Tural ve Sekreter Hilmi işgüzar olduğu halde partililerle yaptığı sohbet toplantısında bir nutuk irâd eyledikten sonra mesele milliyetçiliğe gelmiş ve Millet Partililer Tural'a «Madem ki milliyetçi olduğunuzu söylüyorsunuz, bizler de milliyetçi yiz ama neden tek bir güç olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle toplannuyoruz da, siz Millet Partisi'nin güçlenmesine çalışıyorsunuz? Çünkü MiUiyetçiler olarak güç birliği yapmaya mecburuz...» demişler. Tural ise bu soruyu soran eski Millet Partiliye şöyle cevap vermiş : «Tttrkeş, milliyetçi değildir. Eğer milliyetçi olsa idi, biliyorsunuz 1944 milliyetçilik olayında kendisini yargılayan savcı ve hâkimlerden nedamet dilemezdi. Türkeş'in savcı ve hâkimlerden nedamet dilediği mektup bende var. Bu belgeyi istediğiniz anda ibraz edebilirim» demiş. Soruyu tevcih eden Millet Partili ise «hatli öyleyse çıkar ve göster» der gibicisine manâlı manâlı bakmış Tural'a... Ama Tural'da ses seda yok... Madem ki, Tural'da böyle bir belge var imiş o halde neden o zaman ibraz etmedi, halka gösteremedi?... Veya bu belgeyi basına vermedi!... Millet Partisin'den istifa eden ve gerekçe olarak da, Millet Partisi'nin hedefinden tamamen saptırıldığını sola kaydığım iddia eden üç eski genel idare kurulu üyesi Rifat Hatunoğlu, Şükrü Taylan ve İbrahim Uçar ortak demeçlerinde : «Millet Partisi'nin programında, siyasetin ahlâka dayanması prensibini de tahrip edenlere soruyoruz ve cevap bekliyoruz.» demişler. Ne kadar da haklı söylemişler değil mi? Cemal Tural yukanda anlatılan hâdise ile «Siyasi ahlâk» anlayışını göstermiş oldu... * DEV - GENÇ DOSYASI ÇIKTI BİR DEVRİ AYDINLATAN KİTAP $ Dursun ÖNKUZU olayı, $ Gazi Eğitim Enstitüsü, 0 Ziraat Fakültesi, f Hacettepe Üniversitesi, olayları DEV - GENÇ DOSYASI'nda 336 Sayfa : 15 TL. Töre - Devlet Yayınlan Konur Sok. 57 C/3 ANKARA Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin saflarında 40 yıl tam bir başarı ile hizmet gördükten sonra emekliye ayrılan Faik Türün, eminiz ki, milletimizin hafızasında örnek bir Türk paşası olarak yıllarca yaşayacaktır. Türkiye, son yıllarda olağanüstü günler geçirmese ve Faik Türün de 28 ay İstanbul sıkıyönetim komutanlığı yapmasaydı, Türk milleti belki de o- nun varlığından haberdar bile olmayacaktı. Çünkü o tam bir askerdi ve adını ordu mensuplarından başkalarına da duyurabilecek «faaliyetler»den tamamiyle uzaktı. Nitekim, kendisi 1960 Ağustosumdan beri Türk Silâhlı Kuvvetlerinin saflarında general rütbesi ile vazife gördüğü halde, 1970 Ağustosumda İstanbul'a tayin edilinceye kadar, adı, askerlik dışında, hiçbir vesileyle gazete ve «hatıralar»da geçmemiştir. 27 Mayıs'a faal olarak katılmamıştır. Mahut 21 Ekim protokoluna İmza atmamıştır. 22 Şubat ve 21 Mayıs ayaklanmalarının perde arkasındaki maskeli faillerinden değildir. 12 Mart'tan önceki anarşi hareketlerini organize eden «gizli örgütler»e nice yüksek rütbelilerin adı karıştığı halde, Faik paşa bulaşmamıştır. Bir çok meslektaşları, sahip oldukları gücün sırtlarında taşıdıkları şerefli üniformadan geldiğini fark edemeden ilerici gazetelere dâhice beyanatlar verip, tehditler savururken o başını talimnamelerden kaldırmamıştır. Onun içindir ki Faik Türün, ne Kayseri'de nutuk çekip Gelibolu'da sesi boğazında kalan arkadaşının, ne de ilerici yazarların methiyeleri ile göklerde uçmaya kalkışan bazı meslektaşlarının âkibetine uğramayacaktır. Onun adı saygı ile hizmetleri de şükranla anılacaktır. Denilebilir ki, Türkiye'yi 12 Mart'ta uçurumun kenarında tutanlar Sunay, Tağmaç, Sancar ve Türün paşalardır. Bunlardan biri eksik olsaydı, belki de devletimizi kurtarmak imkansızlaşacaktı. Askerlik hayatları boyunca, hiçbir zaman makam, mevki ve şöhret peşinde koşmayan bu paşalar, şahsiyetlerinin temizliği sayesinde, sayıları kendilerinden daha fazla olan gafil ve hainlere galip gelmişlerdir. Türlü tertiplerle entrika çevirenler Tağmaç, Sancar ve Türün'e karşı bir kaç raund kazanmışlardır ama, sonunda kendileri bir daha iflah olmamacasına, yıkılıp gitmişlerdir. Halbuki bu vatansever ve dürüst paşalar hiçbir zaman unutulmayacaklardır. 12 Mart'tan sonra, bir çok yetkili şahıs yanında, Faik Türün'le de görüşüp konuşmak imkânını bulmuştuk. Her görüşmenin sonunda, bir evvelkinden daha iyi intibalarla ayrıldığımızı hatırlıyorum. Bizde bıraktığı intihalardan üçü bilhassa çok çarpıcı idi. 1. Paşa, Türkiye'yi tehdit eden kızıl tehlikeyi bütün teferruatı ile görüyordu. 2. Paşa, tahmin ettiğimizden çok daha kültürlüydü.komünizmin esasını, taktiğini, nihaî hedefini, Türkiye üzerindeki emellerini ve kullandığı maskeleri gayet iyi biliyordu. 3. Paşa, çok kibar ve mütevazi bir insandı. Bütün sivil elbiselere «on başı» gözü ile bakanlardan değildi. İşte bu üç meziyeti sayesinde Faik Türün'ü sevmiş ve onun şahsında memleketin yarınına güvenle bakmıştık. Hele onun ülkemizin içinde bulunduğu feci duruma teşhis etmiş olması, milletimiz için ne büyük bir şanstı. Çünkü biz, Faik Türün'den başka nice makam ve rütbe sahiplerini de ziyaret etmiş ve tam bir hayal kırıklığı ile geri dönmüştük. Herkes öyle derin bir gaflet uykusuna dalmış bulunuyordu ki... Her ziyaretten sonra öfke ve ümitsizlikten âdeta kahroluyorduk. O karanlık günlerde yalnız Sunay, Tağmaç, Sancar ve Türün paşaların yanından gönül ferahlığı ile ayrılırdık. Ne var ki onların teminat verici sözleri, tesirini uzun zaman devam ettiremez, biz gene uykularımızı yitirmeye başlardık. Memleketimiz o derece vahim durumdaydı... Yarının tarihçesi, şüphesiz. Faik Türün'den iyi bir asker, dürüst ve vatan sever bir komutan olarak bahsedecektir. Ancak gerek Türün'de gerekse Tağmaç ve Sancar' da iki kusur bulacaktır. Bunlardan biri şudur: Türkiye'nin kaderi üzerinde, 1961 den itibaren oynamak üzere plânlanan oyunları vaktiyle fark edememiş olmak. Gerçekten, bu vatansever paşalar, devletimizin üzerine çöken kızıl kâbusu ancak 12 Mart'a yakın günlerde sezebilmişlerdir. Tabiî o zamanda iş işten geçmiştir. Halbuki Tağmaç, Sancar ve Türün paşalar, en yakın mesaî arkadaşlarının da dahli ile, Türk devleti'nin başına bir çorap örülmek istendiğini anlamalıydılar. En az o tertipçiler kadar uyanık, hazırlıklı ve gözü kara olmalıydılar. 1967'den beri tehlikeyi haber veren milliyetçi-ülkücülerin sesine kulak vermeliydiler. Aşırı solun ordu saflarında ne gibi tahribat yapabileceğini düşünüp, askerî okullar başta olmak üzere, gereken koruyucu tedbiri almalıydılar. O tarihlerde milliyetçi cepheden yükselen «Yangın var!.» çığlığını ciddiyetle değerlendirmeliydiler. Bunlar yapılsaydı, 12 Mart sabahı, o soğuk emri vaki ile karşılaşılmazdı. Ayrıca, yalnız muhtırada imzası bulunan iki komutanın çok önceden hazırladıkları anlaşılan o mahut 11 ler hükümeti kurulmazdı. Başkaları, Amerika'daki «beyinleri bile düşünüp siyasî kadrosunu kurarken, vatansever paşaların hiçbir ön hazırlık yapmadan 12 Mart'ta uyanmış olmaları, memleket adına küçümsenecek hatalardan değildir. Şükür ki, bu paşalar 12 Mart'tan önce gösterdikleri ihmalkârlığı, sonra fazlasıyle telâfi etmişlerdir. Tarihçinin bu da şu olacaktır: paşalara bulacağı ikinci kusur 12 Mart dolayısıyle ele geçen fırsatı, millet ve memleket yararına tam olarak kullanamamak. Hakikaten, 12 Mart, Türkiye'nin her sahada birikmiş ve kangren olmuş bütün dertlerini tedavi etmek için uygun bir fırsattı. Bu imkân değerlendirilememiştir. 12 Mart sabahı, Türkiye, koma halinde bir hasta olarak masaya yatırılmıştı. Önce hastanın başındakilerden bir kısmı kendi güvendikleri hekimleri getirdiler. Kısa zamanda bunların ya sahte, ya da çok cahil oldukları anlaşıldı. Ondan sonra söz sırası hastayı candan seven paşalara gelmişti. İşte bu paşaların, hastayı, ihtimamla tedavi edecek hekimleri çağırıp onlara teslim etmeleri gerekiyordu. Bunu yapmadılar. Sıkı bir muayeneden geçen hastanın hayati organlarında çok ciddi yararların bulunduğu anlaşıldı ve ameliyattan başka çare olmadığı hasta sahiplerine bildirildi. Fakat hasta sahibi durumundaki paşalar vücuttaki yaraların ne kadar derinlere kök saldığını görünce, ameliyata cesaret edemediler. Sadece yaranın etrafındaki cerahati temizletip güzelce bir pansuman yaptırdılar. Sonra biraz da merhem sürüp, hastayı geçici bir rahatlığa kavuşturdular. Bu bir tedavi değil, sancıyı dindiren bir müdahaleydi. Böylece, sancısı hafifleyen hasta, ameliyat edilmeden, masadan kaldırılarak evine yollandı. Faik Türün paşa ve onun gibi düşünenler, Türkiye'nin ciddi bir ameliyat geçirmeden bazı müzmin hastalık ve mikroplardan kurtulamayacağını idrak etmişler fakat bu ameliyatın mesuliyetini üzerlerine almaktan çekinmişlerdir. Bundan çekinmemeleri gerekirdi. Bu ameliyat günün birinde mutlaka yapılacaktır. Bu ameliyatı, iki yıldır bunun, şart olduğunu söyleyen milliyetçi-ülkücü uzmanlar yapacaktır. Ne var ki, hasta o zaman belki şimdikinden daha fazla kan kaybedecektir. İşte hastanın fazladan kaybedeceği her damla kanın mes'uliyetini tarih Tağmaç ve Türün «gibi vatansever fakat çekingen paşalara yükleyecektir. Bizim gönlümüz buna razı değildi. DEVLET Sayı : EYLÜL Sayfa : 3 Türkeş: Türkiye Komşularından Her Bakımdan Üstün Duruma Gelmelidir,, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Büyük Taarruzun 51. ve Malazgirt Zaferinin 902. yıldönümü münasebetiyle verdiği beyanatta, milyonlarca şehidin kanı pahasına bize emanet edilen bu vatanın, gelecek nesillere daha iyi şartlarla teslim edilmesi gerektiğini ve bu sebeplerle siyasî bağımsızlıkla birlikte ekonomik bağımsızlığın da şart olduğunu söylemiştir. beyanatı şöyledir : kazanılmasının Türkeş'in «Bugün, 26. Ağustos Türk Tarihinin en büyük günlerinden biridir. Bugün, Milletimizin kurtuluşunu sağlayan büyük taarruzun 51. yıl önce başlatıldığı gün olduğu gibi 902. yıl önce Anadolu'yu Türklere kazandıran Malazgirt Zaferinin de yıldönümüdür. «Türk Milletinin yok olmaktan kurtulmasını, ezelden gelen bağımsızhğmı sonsuzluğa götürmek için istilâcı düşman kuvvetlerine karşı bütün dünyaya bir kere daha Türk'ün güç ve kudretini gösterişini sağlayan 80 - A- ğustos Zaferinin 51. yıldönümünü büyük bir şeref ve sevinçle kutlamaktayız. Atatürk'ün üstün yönetimi ile kazanılan 30 - Ağustos meydan savaşı Türkiye Başkomutanlık Cumhuriyeti'- nin varlığının ve günümüze gelen Türkiye'nin temeli olmuştur. Beş bin yıldanberi Türk'ün gücünü bütün dünyaya defalarca gösteren Türk Ordusu bu zaferi de Atatürk'ün komutasında bizlere hediye etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'- nin kurucusu Atatürk bundan 51. yıl önce Türk'ün yok olma veya var olma neticesini alacağı Başkomutanlık meydan savaşım yine Türk tarihinin büyük günlerinden birisi olan Malazgirt Zaferinin yıldönümüne rastlatmış ve neticede 26. Ağustos iki önemli süslenen İstisnai bir gün olmuştur. zaferle Büyük komutan Alparslan'ın komutasında bundan 902. yıl önce Anadolu' yu Türk yurdu haline getiren şerefli ordumuz 51. yıl önce de kendine düşen görevi büyük bir titizlikle yerine getirmiş ve Türk'ün bağımsızlığına yeni bir imza daha atmıştır. Her iki zaferde Türklük için şehit düşmüş olanları en Türk Milletinin bağımsızlığının egemenliğinin korunması bugüne ve derin şükran ve minnetlerimizle anıyoruz. kadar olduğu gibi bundan böyle de başlıca teminatı olan şerefli Türk Silâhlı Kuvvetleri üe mümkün olacağına göre bu ocağın her yönü ile güçlü kılınması gereklidir. Türk Silâhlı Kuvvetlerini en yeni ve modern araç ve gereçlerle donatmak ve her zaman harekete hazır bir halde bulundurmak bizler için en başta gelen görevlerden olmalıdır. Sovyet Rusya hariç diğer bütün komşu devletlerden silâhlı kuvvetler bakımından üstün bulunarak Türkiye'nin stratejik mevkii ve tarihi gelişimi bakımından gereklidir. Bunun için iki zaferle daha da büyük bir önem kazanmış olan bugün de millet olarak millî birlik ve beraberlik ruhuna sahip ve Milli Ülkülere yönelmiş olmamıza her zamandan daha çok ihtiyaç vardır, kanaatindeyiz. El ele vermeliyiz, gönül gönüle vermeliyiz. Her türlü yıkıcı, bölücü, Türklüğün son bağımsız kalesi Türk Devletinin varlığını zedeleyici harekete topyekûn millet olarak karşı çıkmalıyız. Türkiye'yi saran ekonomik esaret zincirini parçalayıp kendi yağıyla kavrulan büyük bir ülke haline gelmeliyiz. 51. yıl önce verilen kutsal kurtuluş savaşına bugün ekonomik kalkınma savaşını ilâve etmek ve memleketimizi ilimde, teknikte, medeniyette en ileriye götürmenin mücadelesini vermeliyiz. Milyonlarca şehit kanı ile sulanmış kutsal Anadolu topraklarının hakkı i- çüı ve ecdadımızdan bizlere emânet e- dilen bu aziz toprakları gelecek nesillere daha iyi şartlarda teslim edebilmek için siyasal bağımsızlığımızın da teminatı olan ekonomik bağımsızlığımızı almanın savaşını birlikte vermek ve bundan zaferle çıkmak bizlerin en önde gelen görevlerinden olmalıdır. Aziz vatandaşlarımın her ilci bayramım yürekten kutlar, bu bizlere kazandıran aziz zaferleri şehitlerimize rahmet diler, daha büyük zaferlere kavuşmamızı Allah'tan niyaz ederim.» TÜRKEŞ : «Türkiye, komşularından her bakımdan üstün hale gelmelidir» SELAHATTİN GALÎP TAHLİYE EDİLDİ Yunanistan'daki esir milletdaşlarımızın maruz kaldığı baskı ve terörün durdurulması için, sahibi bulunduğu «Azınlık Postası» gazetesinde yayınladığı yazılar dolayısıyla hapis ve para cezasıyla birlikte gazetecilikten men cezasına çarptırılmış bulunan Selahattin Galip isimli Türk gazetecisi, Yunanistan'da ilân edilen son aftan istifade ederek tahliye edilmiştir. İlân edilen affa rağmen, zamanında serbest bırakılmayan Selahattin Galip, Papadopulos'un müdahalesiyle cezaevinden çıkabilmiştir. Bildirildiğine göre, af komisyonu, Selahattin Galip'in suçunun «rejime ve mülkî idareye karşı» işlenip işlenmediği konusunda anlaşmaya varamamıştır. Fakat neticede Devlet Başkanı'nın müdahalesiyle tahliye edilmiş ve Gümülcine'ye dönmüştür. Milletdaşlarımızın haklarını müdafaa ettiği için cezalandırılan Selahattin Galip, neticede Yunan Devleti'nin lütfundan(l) istifade ederek hürriyetine kavuşmuştur. CHP ve DİN CHP Genel Sekreteri Orhan Eyüpoğlu Ecevit tarafından hazırlanan «CHP Seçim Bildirgesinin din le ilgili bölümünü açıklamıştır, «tnanç özgürlüğü, demokrasinin düşünce özgürlüğü kadar vazgeçilmez unsurudur» denen bildiri daha sonra «Dine bağbhğı yenileşmeye, ilerlemeye engelmiş gibi gösterenler sömürülerini sürdürmek için çırpman maddiyatçı ve çıkarcı çevrelerdir. Bazıları da halkuı dinî duygularım inciterek, bilmeden bu çevrelere yardımcı olmuşlar ve halkı adeta onların kucağına itmişlerdir» şeklinde devam etmektedir. Kanaatimizce CHP bu sözleriyle., tamamen kendisini tanıtmıştır. Zira sayın Ecevit'in sık sık tekrarladığı «Tutucu çevreler», «Gericiler» sözleriyle kimi kasdettiği, dinden gelen her şeye «Gerici» damgasını vurduğu, «îrtiea hortladı» sloganını bayraklaştırdığı herkesin malûmudur. O halde CHP bildirgesinde «Dine bağlılığı yenileşmeye, ilerlemeye engelmiş gibi gösterenler» derken kendilerini kasdetmişlerdir ve bunu yapan gerçekten de CHP'dir. Geçmişte CHP iktidarının dinî çevrelere yaptığı ise henüz unutulmamıştır ve u- nutulmasına da imkân yoktur. Onun i- çin bu seçim bildirgelerindeki sözlerine her halde kargalar bile gülmüştür. CHP'nin seçim bildirgesinde sözüm ona dinin savunması yapılırken Artvin' in Hopa ilçesinde vaaz eden Artvin Müftüsü Abdullah Özbek, CHP'liler tarafından Hopa Kaymakamlığına ve Artvin Valiliği'ne şikâyet edilmiştir. Beraberinde Diyanet îşler Başkanlığından bir yetkili olduğu halde Hopa'ya gelen müftü, burada verdiği vaazda komünizmin kötülüğünden bahsetmiş ve «Düzen değiştirmek isteyenler komünistlerdir» demiştir. Bu sözler üzerine tutanak hazırlayan CHP'liler müftü Abdullah Özbek'i Savcılığa, Kaymakamlığa ve Valiliğe şikâyet etmişlerdir. Evet!... Bir yanda dinin savunması(!) bir yanda komünizmi kötüleye
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks