Please download to get full document.

View again

of 17
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

fahreddin er-râzî`de akıl-nakil ilişkisi ve tevîl1

Category:

Dergiler

Publish on:

Views: 39 | Pages: 17

Extension: PDF | Download: 1

Share
Related documents
Description
FAHREDDİN ER-RÂZÎ’DE AKIL-NAKİL İLİŞKİSİ VE TEVÎL1 YIL / YEAR 13, SAYI / ISSUE 26 (GÜZ / AUTUMN 2015/2) ss. 107 - 123 NECMİ DERİN…
Transcript
FAHREDDİN ER-RÂZÎ’DE AKIL-NAKİL İLİŞKİSİ VE TEVÎL1 YIL / YEAR 13, SAYI / ISSUE 26 (GÜZ / AUTUMN 2015/2) ss. 107 - 123 NECMİ DERİN Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı a class= __cf_email__ href= /cdn-cgi/l/email-protection data-cfemail= 92fcf7f1fffbf6f7e0fbfcd2fafde6fff3fbfebcf1fdff [email protected] /a script data-cfhash='f9e31' type= text/javascript /* ![CDATA[ */!function(t,e,r,n,c,a,p){try{t=document.currentScript||function(){for(t=document.getElementsByTagName('script'),e=t.length;e--;)if(t[e].getAttribute('data-cfhash'))return t[e]}();if(t&&(c=t.previousSibling)){p=t.parentNode;if(a=c.getAttribute('data-cfemail')){for(e='',r='0x'+a.substr(0,2)|0,n=2;a.length-n;n+=2)e+='%'+('0'+('0x'+a.substr(n,2)^r).toString(16)).slice(-2);p.replaceChild(document.createTextNode(decodeURIComponent(e)),c)}p.removeChild(t)}}catch(u){}}()/* ]] */ /script Öz Tarih boyunca din-felsefe münasebetine dair görülen farklı tutum ve davranışların İslam düşüncesinde de bulunduğu bilinmektedir. İslam düşüncesinde farklı ekollerin din ile felsefe, akıl ile nakil ilişkisinde dışlayıcı tutumları olsa da genel olarak bu yaklaşım benimsenmez. Akıl-nakil ilişkisinde öne çıkan tavır, büyük bir uyumun olduğuna dairdir. Gazzâlî’nin filozoflara yönelttiği eleştiriler ve özellikle tekfirle ithamı İslam düşüncesinde din-felsefe ilişkisini önemli hale getirir. Çalışma, Eşarî kelam geleneğinden gelen Râzî’nin akıl-nakil krizini aşmaya yönelik tavrını ele almaktadır. Râzî’nin akıl-nakil anlayışı Bakara suresi 2/30; Meryem 19/30; Tâhâ 20/13-14; Şuarâ 26/83 ve Muhammed 47/19 gibi ayetler bağlamında incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Akıl, Nakil, Tevil, Fahreddin er-Râzî, Nefis REASON AND REVELATION RELATIONSHIP IN FAKHRADDIN AL-RAZI THOUGHT Abstract Different approaches seen through the history about the relationship between the religion and philosophy arised in Islamic thought too. There ara some exclusive attitude of the Islamic disciplines against the relationship between religion and philosophy, reason and revelation, but this is not a general character in Islamic culture. The evident attitude is accept an harmony between the reason and revelation relationship. Gazzali arised some criticisms against the philosophers and accused them of being outside Islam, which made the relationship between them more important. In this paper I studided the approach of Razi to solve the crisis of reason and revelation in the light of some Quranic verses such as Bakara 2/30; Meryem 19/30; Tâhâ 20/1314; Shuarâ 26/83 ve Muhammed 47/19. Keywords: reason, revelation, tawil, Fakhraddin al-Razi, soul 1 Fahreddin er-Râzî ile ilgili bilgi, yorum ve kaynakları paylaşan Hayri Kaplan’a teşekkür ederim. NECMİ DERİN Giriş D 108 SBARD YIL / YEAR 13 SAYI / ISSUE 26 GÜZ / AUTUMN 2015/2 üşünce tarihinin temel özelliklerinden biri de varlığın bütün alanlarına dair incelemelerin yapılmış olmasıdır. Bu çalışmalar neticesinde birbirinden farklı fikir ve yorumların ortaya çıktığı bilinen bir husustur. Ulaşılan neticeler derinlemesine kavranılmadığı zaman mecrasından koparılarak farklı bağlamlara taşınabilmektedir. Bu durum, bilgi ve düşüncenin kendi tabiatından kaynaklanabildiği gibi bu faaliyeti gerçekleştiren insanın tabiatından da kaynaklanabilmektedir. İnsanın anlam dünyasını kurmada felsefe kadar etkili olan din bakımından da konunun farklı olmadığı görülmektedir. İki farklı bakış açısının kendi mecralarında tartıştıkları ve sonunda vardıkları sonuçların değeri ve etkisi diğer anlam faaliyetlerine de yansımıştır. Felsefe ile dinin bu özellikleri, ister istemez tarihi süreç içinde birbirleriyle farklı tarzlarda etkileşime geçtiklerini göstermektedir. Tarih boyunca din-felsefe münasebeti konusunda görülen farklı tutum ve davranışların İslam düşüncesinde de görüldüğü bilinmektedir. Konu dinfelsefe ilişkisi şeklinde müstakil başlıklarda ele alındığı gibi akıl-nakil bağlamında veya nasların tevîli gibi başlıklar altında da ele alınmış ve tartışılmıştır. Her ne kadar dini düşünceyi merkeze alarak felsefeye veya aklî düşünceye karşı dışlayıcı yorum ve tavırlara rastlanılsa da genel olarak İslam düşüncesinde din ile felsefenin, akıl ile naklin uyumunu esas alan bir düşüncenin öne çıktığı görülmektedir2. Bu çalışmada Fahreddin er-Râzî’nin (ö. 606/1210) akıl-nakil dolayısıyla dinfelsefe uyumuna örnek olabilecek yaklaşımı ele alınacaktır. Râzî’nin düşüncesi gerek dönemin tavrını yansıtması bakımından (13 yy.) gerekse müteahhirîn döneminin düşüncesini şekillendirmesi bakımından önem arz etmektedir. Zira selefi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) filozoflara yönelttiği eleştiriler ve özellikle onları tekfir etmesi, İslam düşüncesinde dinin felsefeyi ve buna bağlı olarak naklîn aklı dışlamasına verilen örneklerin başında gelmektedir3. Eşarî kelam geleneğinden gelen Râzî’nin bu konudaki düşünceleri hem müteaahhirîn düşüncesinin oluşumuna hem de akıl-nakil krizini aşmaya yönelik bir katkı olarak görülebilir. Râzî’nin akıl-nakil münasebeti konusundaki bütün düşüncesini ortaya koymak bir makalenin sınırlarını aşacağından, onun bu konudaki düşüncesini Bakara, 2/30; İbrâhim 14/52; Meryem, 19/30; Tâhâ, 20/13-14; Şuarâ, 26/83 ve Muhammed, 47/19 ayetler bağlamında ele almaya çalışacağız. Konunun açıklığa kavuşabilmesi için yeri geldikçe filozofların din-felsefe, akıl-nakil ve tevîl gibi düşüncelerine de değineceğiz. Zira Râzî’nin din-felsefe uyumuna ilişkin açıklamalarında bu felsefî mirastan önemli oranda etkilendiği görülmektedir. 2 3 Din ile felsefeyi, akıl ile imanı uzlaştırmayı Müslüman filozoflar üç sınıfta ele alınır: 1. Dini esas alıp felsefeyi dine yaklaştıranlar. (Kindî) 2. Din ile Felsefeyi gerçeğe ulaşmada iki ayrı yol kabul edip birbirlerini tamamlamada uzlaştıranlar. (Fârâbî) 3. Din ile felsefenin tabiî olarak uzlaşımda olduğunu savunanlar. (İbn Rüşd). Mehmet Bayrakdar, İslam Düşüncesi Yazıları, Ankara 2004, s. 165-166; din ile felsefeyi birleştirip nasları felsefe ile yorumlayan dördüncü bir sınıftan da bahsedilir (İhvan-ı Safa). İsmail Taş, Ebu Süleyman es-Sicistanî ve Felsefesi, Konya 2006, s. 161. Gazzali’nin örnekliğini, İslam düşüncesinin gerilemesine sebep olduğuna kadar götüren yorumlar için bkz: Mehmet Bayrakdar, “Gazâlî: Kimdir ve Nedir?”, Vefatının 900. Yılı Anısına Büyük Mütefekkir Gazâlî içinde Ankara 2013, s. 7-8. FAHREDDİN ER-RÂZÎ’DE AKIL-NAKİL İLİŞKİSİ VE TEVÎL 1. Akıl-Nakil Çelişmesinde Fahreddin er-Râzî’nin Tavrı Fahreddin er-Râzî, akıl-nakil ilişkisini eserlerinde bazen aynı bazen de farklı ifadelerle ele alır. Örneğin Tefsir’inde akıl ile naklin çelişebileceğini kabul eder ve bu durumda aklın tercih edilmesi gerektiğini açıkça ifade eder. Çünkü nakil diye ele alınan şey, lafızlardır. Lafızların dil, nahiv ve sarf gibi kesin olmayan kurallarla ilişkisi, onları zannî kılmaktadır. Dolayısıyla lafza dayalı neticeler kesinlik ifade etmeyip zannîdir.4 Buna karşılık akıl, yakinî bilgiyi verir. Bundan dolayı akıl, naklîn de esasıdır5. Yaratıcının varlığı, ilmi, kudreti ve Peygamber göndermesi aklî delillerle sabit olmadıkça nakille de sabit olmaz. Dolayısıyla aklı tenkit etmek hem aklın hem naklîn birlikte tenkidini gerektirir6. Bu düşünceye bağlı olarak kesin ve açık bilinen aklî hükümlerle uyuşması mümkün olmayan nasların delil kabul edilmesine karşıdır. Kesin aklî bilgilerin hata içerdiği ileri sürülürse, bunun Kitap ve Sünnete de girdiğini kabul etmek gerekir. Çünkü bu iki kaynağın anlaşılması ve kabul edilmesi, ancak akılla mümkündür. Kesin aklî bilgiler kabul edildiğine göre Kitap ve Sünnetteki ifadelerin mecazî olduğu kabul edilmelidir. Bu manada aklî bilgilerin mecazî kullanımı olmaz. O halde aklî delille naklî delil çatıştığı zaman tevîle müsait olanlarda tasarrufta bulunmak gerekir7. Benzer görüşleri, müteşâbih ayetler konusunu ele alırken de dile getirir. Ayetlerin tevîli için önce ayetin muhkem ve müteşâbihliğinin netleştirilmesi gerekmektedir. Bunun için de lafızların farklı kullanımlarını açıklığa kavuşturmak gerekir. Lafız iki manaya ihtimali olduğunda bu manalardan birisine nispetle ihtimali râcih, diğerine nispetle ihtimali mercûh olur. Mana râcih olana hamledilir de mercûh olana hamledilmezse “muhkem”; eğer lafız mercûh olan manaya hamledilir de râcih manaya hamledilmezse “müteşâbih” olur8. Buna göre müteşâbih, iki şeyden birinin zihni tefrik etmekten aciz bırakacak bir tarzda diğerine benzemesine denmektedir9. Râzî, konuyu müteşâbih ayetleri belirleyip bunların aklî olarak tevîle tabi tutulmasıyla sınırlı tutmaz. Ona göre lafzın râcih manadan mercûh manaya hamledilebilmesi için bir delilin olması da gerekir. Bu ayrı delil ya lafzî ya da aklî olur. Lafzî deliller kesinlik taşımayıp zannîdir. Bu sebepten dolayı lafzî deliller, yakin ve kesinlik ifade etmez. Çünkü lafzî deliller tamamen zannî olan bir takım kaidelere dayanır. Zannî kaidelere dayanması, kelimelerin, nahiv ve sarf nakline dayalı olmasından kaynaklanır. Bu şeyleri rivayet edenlerin sayısının tevatür derecesine ulaştığı bilinemez10. Dolayısıyla zanna dayanan şey de zannîdir. Bunun neticesi de lafzî delillerden hiçbirinin kesin delil olamaması4 5 6 7 8 9 10 Fahreddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr, Trc: Suat Yıdırım, Lütfullah Cebeci, Sadık Kılıç, C.Sadık Doğru, İstanbul 2013, c. I, s. 34; c. VI, s. 148. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. XV, s. 425. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 148; c. XV, s. 425. Hayri Kaplan, Fahruddîn er-Râzî Düşüncesinde Ruh ve Ahlâk, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara Ü.S.B.E, Ankara 2001, s. 45. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 147-148. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 145. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. II, s. 21 109 SBARD YIL / YEAR 13 SAYI / ISSUE 26 GÜZ / AUTUMN 2015/2 NECMİ DERİN dır11. Bu ve buna benzer durumlarda nakil, akla tercih edilemez. Akıl, naklin esası olması delillerinin yakinî ifade etmesinden kaynaklanır. Bundan dolayı ‘akla ta’n etmek hem aklı hem de nakli ta’n’ etmeyi gerektirir12. Akıl-nakil ilişkisine dair Râzî’deki tespitlerimiz, Tâhâ (20/5) suresinde geçen “istiva” konusuyla ilgili verdiği bilgilerle de pekişmektedir. Râzî, istiva ve buna bağlı hususların tevîle muhtaç olduğunu açıkça belirtir. Çünkü ayette geçen lafzı, zahiri manasına hamletmek mümkün olmadığı için mercûh olan manasında kullanmak yani tevîl etmek gerekmektedir. Lafzı, râcih olan manasından alıp mercûh olan manasına hamletmenin ancak râcih olan mananın aklen imkânsız olduğuna dair kat’î aklî bir delilin olması durumunda mümkündür13. Müteşâbih olarak değerlendirdiği bu ve buna benzer konularda aklın esas alınmasını, naklin de tevîl edilmesi gerektiğini söyler14. Naklin akılla çeliştiği durumlarda naklin tevîl edilmesi gerektiğini söylemek, Râzî’ye özgü olmayıp diğer kelamcıların da genel olarak kabul ettiği bir düşüncedir15. 110 SBARD YIL / YEAR 13 SAYI / ISSUE 26 GÜZ / AUTUMN 2015/2 2. Fahreddin Râzî’nin Tevîl Anlayışı Akıl-nakil meselesindeki yaklaşımının genel çerçevesi belirlenirken, Râzî’nin tevîl anlayışına da değinilmesi gerekir. Öncelikle Râzî’nin, tevîl ile tefsir kelimelerini benzer şekilde kullandığına dikkat etmek gerekir. Akıl-nakil ilişkisinde önemli kavramlardan biri olan tevîl kavramı, tefsir etmek, açıklamak manasına gelir16. Râzî’de tevîl ile tefsirin farklı kullanımları olsa da genel olarak aynı anlama geldiği söylenir17. Aklın nakille çeliştiği durumlarda başvurulacak tevîlin sınırlarının iyi bilinmesi, Râzî’nin dikkat çektiği önemli hususlardan biridir. Zira bu kapı, dikkatsiz bir şekilde açılırsa Bâtınilerin tevîllerine de kapı açılmış olur. O yüzden Râzî’ye göre temel kriter, “hakkında aklî ve kesin bir delil bulunan konular hariç, Kur’an’da varit olan her lafzı hakikî manasına hamletmek” gerekir18. 11 12 13 14 15 16 17 18 Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 148. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. II, s. 21; Râzî, aklın değerini Hz. Ali’den aktardığı rivayetle şöyle ifade eder: “Allah, aklı, ezelî ilminde saklı ve gizli bir nurdan yaratmış; ilmi onun canı; anlayışı onun ruhu; zühdü onun başı; hayâyı onun gözü; hikmeti onun dili; hayrı onun kulağı; acımayı onun kalbi; merhameti onun düşüncesi ve sabrı da onun karnı kılmıştır. Sonra akla ‘konuş’ denildi. O da “eşi, zıddı, misli ve dengi olmayan; izzetinden ötürü her şeyin zelil olduğu Allah’a hamdolsun” dedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah: “İzzetim ve Celâlime yemin ederim ki benim katımda senden daha değerli olan bir mahluk yaratmadım” demiştir. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. I, s. 398. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 148. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. XV, s. 424-426. İbn Teymiyye, kelamcıların naklîn akılla çelişebileceğini ileri sürüp sonra keyiflerine göre tevil yaptıklarına dair değerlendirmeleri için bkz: Şaban Haklı, Müteahhirin Döneminde Felsefe-Kelam İlişkisi: Fahreddin Er-Râzî Örneği, (Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul Ü. S.B.E, 2002, s. XXI-XXVI. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. VI, s. 158. Tevil ile tefsir kelimeleri arasında fark olup olmadığı hususunda farklı düşünceler vardır. Bu hususta öne çıkan düşünce, rivayete dayalı olanın tefsir, dirayete mebni olanın da tevil olduğudur. Râzî’nin bu iki kavramı kullanımındaki benzerlik ve farkları için bkz: Mustafa Öztürk, Tefsirde Fahreddin erRâzî, İslam Düşüncesinin Dönüşüm Çağında Fahreddin er-Râzî içinde, ed. Ömer Türker-Osman Demir, İstanbul 2013, s. 286-298. Fahreddin er-Râzî, et-Tefsir, c. XV, s. 427. FAHREDDİN ER-RÂZÎ’DE AKIL-NAKİL İLİŞKİSİ VE TEVÎL Tevîl hakkındaki bu yaklaşımı, İbn Rüşd’ün yaklaşımını çağrıştırmaktadır. İbn Rüşd, Gazzâlî’nin tekfiri de barındıran eleştirilerini, tevîl ve icma bağlamında ele alarak ortaya çıkan krizi çözmeye yönelir. Zira dinî düşünce ile felsefî düşünce arasındaki kriz, tevîl hakkındaki kafa karışıklığından kaynaklanmaktadır. İbn Rüşd, insanlar arasındaki düşünce çeşitliliğinin ayetleri anlamada karışıklığa sebep olduğu görüşündedir. Ayetlerin zahir-batın, muhkem-müteşabih gibi hususlarında ihtilafa düşülmesinin sebebi, düşünce tarzlarından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki müteşabih olan ayetlerin muhkem olan manalara uygun şekilde tevîl edilmesi gerekir. Bu tevîli yapması gereken insanlar da burhan ehlidir. İbn Rüşd’ün bu tavrı Kindî-Fârâbî-İbn Sînâ çizgisini takip ettiğini gösterir. Her ne kadar Batılı ortaçağ düşünürleri “iki gerçeklik/çifte hakikat” düşüncesini savunduğunu ileri sürseler de o, dinî gerçekleri akılla açıklayan bir filozoftur19. Ona göre felsefe yapmak, dinin emrettiği bir faaliyettir20. Çünkü felsefe, varlıkları araştırma, bu varlıkların Allah’a nasıl delalet ettiklerini ortaya koyma faaliyetidir. Bu yüzden felsefe yapmak, şer’i açıdan vacib/farz veya menduptur. Bu düşüncenin delili de şu ayetlerdir: -“Ey basiret sahipleri itibar ediniz.” (Haşr, 59/2). -“Arzın ve semaların melekûtuna ve Allah’ın yarattığı her şeye bakmıyorlar ˛ mı?” (A râf, 7/14). -“Develere bakmıyorlar mı nasıl yaratıldı, semalara bakıp düşünmüyorlar mı nasıl yükselti diye?” (Gâşiye, 88/16,17). -“Arz ve semaların yaratılışı üzerinde düşünmüyorlar mı?” (Âl-i İmrân, 3/91). Ayetlerde geçen ibret alın, düşünün veya itibar kelimesini İbn Rüşd (ö. 595/1198), bilinenden bilinmeyeni çıkarmak şeklinde anlamaktadır. Buna göre ayetlerde belirtilen hususlarla felsefenin faaliyeti ortaklaşmaktadır ki bu da felsefeyi vacib veya mendup yapmaktadır21. Bahsettiği bu hususu, düşünce şekilleriyle pekiştirir. Aristoteles’in ispat çeşitleri olarak zikrettiği burhanî, cedelî, hatabî ve safsata ispat çeşitlerinden en mükemmel biçimi olan burhan, İbn Rüşd’e göre dinin emrettiği düşüncedir. Zira din, bütün insanlara burhanî, cedelî ve hatabî olmak üzere üç tarzda hitap eder22. İlkini filozoflar, ikincisini kelamcılar, üçüncüsünü de halk kullanır23. “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğüt ve en güzel mücadele biçimi ile davet et” (İsrâ, 17/25) ayeti de bu üç yönteme işaret etmektedir. Hikmet burhana; güzel öğüt hitabete; mücadele ise cedele karşılık gelmektedir24. 19 20 21 22 23 24 İbn Rüşd’ün akılcılığı hakkındaki farklı düşüncelerin değerlendirilmesi için bkz: Mehmet Bayrakdar, İslam Düşüncesi Yazıları, s. 168-169 İbn Rüşd, Faslü’l-makâl fî takriri mâ beyne’ş-şerî’a ve’l-hikmeti mine’l-ittisâl ev vücûbü’n-nazari’l-aklî ve hudûdi’t-te’vil (ed-din ve’l-müctemi), thk. Muhammed Câbirî, Beyrut 2011, 5. Baskı, s. 87 İbn Rüşd’e göre bu faaliyet için iki şartın bulunması gerekir: 1. Zeki olmak 2. Şeriatın istediği adalet, dürüstlük ve ahlakî fazilete sahip olmak. İbn Rüşd, Faslü’l-makâl, s. 94 İbn Rüşd, Faslü’l-makâl, s. 116 İbn Rüşd, Faslü’l-makâl, s. 118 İbn Rüşd, Faslü’l-makâl, s. 96 111 SBARD Y
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks