Please download to get full document.

View again

of 27
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

DENEYSEL OLARAK OLUġTURULAN BÖBREK ĠSKEMĠ REPERFÜZYON SONRASI OLUġAN BÖBREK HASARINA KARġI CARNOSOL UN KORUYUCU ETKĠSĠNĠN ĠNCELENMESĠ

Category:

Entertainment & Humor

Publish on:

Views: 0 | Pages: 27

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
T.C. TRAKYA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ ACĠL TIP ANABĠLĠM DALI Tez Yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Burak SAYHAN DENEYSEL OLARAK OLUġTURULAN BÖBREK ĠSKEMĠ REPERFÜZYON SONRASI OLUġAN BÖBREK HASARINA KARġI
Transcript
T.C. TRAKYA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ ACĠL TIP ANABĠLĠM DALI Tez Yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Burak SAYHAN DENEYSEL OLARAK OLUġTURULAN BÖBREK ĠSKEMĠ REPERFÜZYON SONRASI OLUġAN BÖBREK HASARINA KARġI CARNOSOL UN KORUYUCU ETKĠSĠNĠN ĠNCELENMESĠ (Uzmanlık Tezi) Dr. Mustafa Onur ERALP EDĠRNE TEġEKKÜR Uzmanlık eğitimimde her türlü destek ve yardımlarını esirgemeyen, öğütlerinden, duruģlarından, Acil Tıp deneyimlerinden her zaman etkilendiğim ve bir ağabey olarak gördüğüm baģta tez danıģmanım ve Anabilim Dalı BaĢkanım Yrd. Doç. Dr. Mustafa Burak SAYHAN olmak üzere, Prof. Dr. Mutasım SÜNGÜN e, Doç. Dr. Cemil KAVALCI ya; Doç. Dr. Serhat OĞUZ a, tez çalıģmalarım sırasında yardımcı olan Doç. Dr. Taner ÖZGÜRTAġ ve Yrd. Doç. Dr. Nuray CAN a ve tüm çalıģma arkadaģlarıma katkılarından dolayı teģekkür ederim. Hayat arkadaģım, çocuklarımın annesi Olga ERALP' e samimi desteklerini her zaman yanımda hissettiğim aileme sonsuz teģekkürü borç bilirim. 2 ĠÇĠNDEKĠLER GĠRĠġ VE AMAÇ... 1 GENEL BĠLGĠLER... 4 BÖBREĞĠN ANATOMĠSĠ VE FĠZYOLOJĠSĠ... 4 AKUT BÖBREK YETMEZLĠĞĠ... 9 BÖBREK ĠSKEMĠ REPERFÜZYON HASARI SERBEST RADĠKALLER VE OKSĠDANLAR ANTĠOKSĠDANLAR CARNOSOL GEREÇ VE YÖNTEMLER BULGULAR TARTIġMA SONUÇLAR ÖZET SUMMARY KAYNAKLAR EKLER 3 SĠMGE VE KISALTMALAR ABY ADH AT ATN ATP ADP ACE COX Ca Cr Cu DMSO DNA Fe cgmp GABA GFH GR GSH GSH-Px GST : Akut Böbrek Yetmezliği : Antidiüretik Hormon : Anjiyotensin : Akut Tübüler Nekroz : Adenozin Trifosfat : Adenozin Difosfat : Anjiotensin Converting Enzim : Siklooksijenaz : Kalsiyum : Kreatinin : Bakır : Dimetil Sülfoksid : Deoksiribonükleik Asit : Demir : Siklik guanozin monofosfat : Gabaamino Bütirik Asit : Glomerüler Filtrasyon Hızı : Glutatyon Redüktaz : Glutatyon : Glutatyon Peroksidaz : Glutatyon S-Transferaz 4 H 2 O 2 ICAM-1 IL-6 Ġ/R KAT K MDA NADH Na NO inos enos nnos O2 -OH RNA PEG PMNL RIFLE SOR SOD TAS TNF TOS TNF NF-kB : Hidrojen Peroksit : Ġnterselüler Adhezyon Molekül-1 : Ġnterlökin-6 : Ġskemi-Reperfüzyon : Katalaz : Potasyum : Malondialdehit : Nikotinamid Adenindinükleotid : Sodyum : Nitrik Oksit : Ġndüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz : Endotelyal Nitrik Oksit Sentetaz : Nöronal Nitrik Oksit Sentetaz : Süperoksit Radikali : Hidroksil Radikali : Ribonükleik Asit : Polietilen Glikol : Polimorf Nüveli Lökositler : Renal Injury Faliure Loss End stage : Serbest Oksijen Radikalleri : Superoksit Dismutaz : Total Antioksidan Seviye : Tümör Nekrozis Faktör : Total Oksidan Seviye : Tümör nekrozis faktör : Nükleer faktör kappa B 5 GĠRĠġ VE AMAÇ Akut böbrek yetmezliği böbrek fonksiyonlarının ani kaybı ile idrar atılımının baģarısızlığıyla neticelenen ve buna bağlı olarak kan üre ve serum kreatinin miktarının artmasıdır (1). Böbrek yetmezliğinin ağırlığına ve süresine bağlı olarak, metabolik asidoz, su ve elektrolit dengesinin bozuklukları da görülebilir (2,3,4,5). Genel olarak akut böbrek yetmezliği nedenleri prerenal, renal ve postrenal olmak üzere 3 ayrı grupta incelenebilir. Prerenal nedenlerin etyolojisinde hipovolemi (kanama, yanık, dehidratasyon, gastrointestinal sistem kayıpları, diüretik kullanımı, osmotik diürez), düģük kardiyak output (kardiyojenik Ģok, konjestif kalp yetmezliği, perikardial tamponad, pulmoner emboli), sistemik vazodilatasyonu ve böbrek vazokonstriksiyonunu içeren sistemik vasküler resistanstaki değiģiklikler (sepsis, anaflaksi, anestezi, afterload u azaltan ilaçlar), böbrek otoregülatuar cevapta bozukluğa sebep olan ilaçlar (siklooksijenaz inhibitörleri (COX-1), angiotensin konverting enzim (ACE) inhibitörleri) ve hipervizkosite sendromları sayılabilir. Prerenal akut böbrek yetmezliği (ABY) de eğer böbrek hipoperfüzyonu süresi uzarsa böbrekte iskemi baģlar ve buna bağlı intrensek böbrek hasarı geliģir (6-12 ). Postrenal nedenler arasında ise üretral obstrüksiyon, prostat hipertrofisi, üretra ağzını tıkayan mesane tümörü, mesane boynu darlığı ya da bilateral böbrek ve üreter taģları, ameliyat sırasında üreterin kesilmesi veya bağlanması, retroperitoneal fibrozis sayılabilir (13). Bir organa gelen kan akımının çeģitli nedenlerle yetersiz hale gelmesine veya durmasına iskemi denir. Ġskemiden sonra geliģen akut böbrek yetmezliği, glomerüler filtrasyon hızında azalma, tübüler nekroz ve böbrekte vasküler direnç artıģıyla karakterizedir (14-16). Reperfüzyon ise dokunun yeniden kanlanmasıdır. Ġskemik bir dokuda kan akımının yeniden baģlaması durumunda, özellikle dokuya gelip yerleģen polimorfonükleer lökositler 1 (PMNL) tarafından salınan serbest oksijen radikalleri (SOR) dokudaki yıkımı ve böbrek yetmezliğini arttırıcı etki yapmaktadır (17). Ġntrensek böbrek yetmezliği; böbrek parankim hastalıkları, iskemi, nefrotoksik ajanlar ve ilaç kullanımı gibi durumlarda da geliģir. Ġntrensek akut böbrek yetmezliğinin ise en sık nedeni tübül hasarının ön planda olduğu akut tübüler nekrozdur (ATN). Akut tübüler nekrozun en önemli iki sebebi ise nefrotoksinler ve iskemi maruziyeti sonucunda geliģen doku harabiyetidir (18-21). Ġskemi hücrenin enerji mekanizmasını, iyon transportunu ve hücre içi volüm regülasyonunu bozar, bunun sonucunda hücre iskeleti deforme olur. Hücre içinde kalsiyum (Ca ++ ) birikir, fosfolipid metabolizması bozulur, serbest radikal formasyonlarının oluģumu baģlar, membran lipidlerinin peroksidasyonu sonucunda hücrede nekroz oluģur. Nekrotik hücre üre, kreatinin gibi son ürünlerin tübüler transportunu sağlayamaz, hem de lümeni tıkayarak daha önce oluģmuģ ultrafiltratın akıģını engeller ve böbrek yetmezliğine zemin hazırlar (6,22-24). Hücresel antioksidanlar ve serbest radikaller vücutta bir denge halindedir (24-26). Böbrek Ġskemi-Reperfüzyon (Ġ/R) sonucu ortaya çıkan inflamatuar hücrelerin ve sitokinlerin oksidatif hasar oluģumunda önemli etkenler oldukları gösterilmiģtir. Dolayısıyla bu hücrelerin proliferasyonunun inhibe edilmesi ve inflamatuar yanıtta rol alan sitokinlerin sentezinin inhibe edilmesinin de böbrek Ġ/R hasarında olumlu değiģimlere neden olacakları düģünülmektedir (2,27-29). Ġskemi-Reperfüzyon hasarının önlenmesinde endojen antioksidan sistemler etkili olduğu gibi eksojen antioksidan sistemler de etkilidir. Eksojen antioksidanlar konusunda literatürde çok farklı ilaçlar ve gıdalar üzerinde çalıģmalar bulunmaktadır (30-36). Yakın zamanda kliniğimizde yapılmıģ olan bir araģtrmada ise, doğada yaygın bulunan ısırgan otunun (urtica diocica) deneysel böbrek iskemi reperfüzyon hasarında proksimal tübüller üzerine protektif etkisinin olduğu gösterilmiģtir (37). Biberiye (Rosmarinus officinalis) bitkisiyle de benzer çalıģmalar yapılmıģ antikarsinojenik, antiproliferatif, antimikrobiyal etkilerinin yanı sıra antioksidan özelliklerinin de olduğu gösterilmiģtir (38). Ji-Hong Yao ve ark. (39) yapmıģ olduğu karaciğer iskemi reperfüzyon modelinde carnosolun antioksidan, antiproliferatif ve antikanser etkisi üzerinde durulup biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araģtırılmıģtır. Xiao-Feng Tian ve ark. (40) yapmıģ olduğu barsak iskemi reperfüzyonunun sebep olduğu akciğer hasarında carnosolun koruyucu etki modelinde proinflamatuar sitokin olan interlökin-6 (IL-6) down regülasyonu etkisi üzerinde durulmuģtur. 2 Bununla birlikte akciğer ve karaciğer dokusunda iskemi reperfüzyon hasarında kuvvetli bir antioksidan, antiproliferatif, antikarsinojen ajan olan carnosol un koruyucu etkisi böbrek üzerinde henüz araģtırılmamıģtır. Biz deneysel böbrek Ġ/R hasarı modelinde, sıçan böbreği üzerinde carnosolün koruyucu etkisini araģtırmak için ıģık mikroskobisi ve oksidan-antioksidan sistemler üzerinde ki etkilerini incelemeyi planladık. 3 GENEL BĠLGĠLER BÖBREĞĠN ANATOMĠSĠ VE FĠZYOLOJĠSĠ Böbrek Anatomisi Böbrekler retroperitoneal organlar olup paravertebral alanda yerleģmiģlerdir. Oblik pozisyonda psoas kasının dıģ yanında bulunurlar. Karaciğerin pozisyonundan dolayı sağ böbrek sola nazaran biraz daha aģağıdadır. Böbreğin uzun ekseni normalde ortalama cm olup kiģilerin beslenme durumuyla ilgili olarak çok farklılık gösterir. Sağ böbreğin boyu sola nazaran biraz daha kısadır. Böbreklerin ortalama ağırlığı gr dır (41). Böbrekler ön yüzde, periton aracılığıyla intraperitoneal organlarla komģuluk yapar. Sol böbrek üstte sürrenal gland, üst dıģta dalak, üst içte mide, hilus bölgesinde pankreas kuyruğu ve altta ince ve kalın barsakla komģuluk yapar. Sağ böbrek üstte sürrenal gland, üst içte karaciğer, hilusta duodenum ve altta kalın barsakla komģuluk yapar. Böbreğin bu komģuluklarından ve otonom sinirlerini bu organlarla paylaģtığından dolayı, üriner hastalıkların septomlarına gastrointestinal sistemle ilgili semptomlar da katılır. Böbrek uzunluğuna kesildiğinde dıģta korteks, ortada medulla, içte kaliksler ve renal pelvis görülür. Korteks homojen bir görünüme sahip olup iki papilla arasindaki Bertin kolonlarıyla medulla içine uzanır. Medulla, minor kalikslerin içine doğru uzanan çok sayıda piramitten ibarettir (41-43). Böbreğin en küçük fonksiyonel birimi olan nefron her bir böbrekte kadar bulunur. Nefronun sekretuar kısmı çoğunlukla kortekste bulunur ve renal korpuskül ve renal tübülün sekretuvar kısımlarından ibarettir (41,44). Malpighi Cisimciği de denen renal korpüskül glomerül ve Bowman kapsülünden 4 oluģur. Bowman kapsülünün visseral yaprağı içinde bulunan glomerül kapiller ağını, konnektif dokudan ibaret mezangium sarar ve bu da podosit hücrelerinin sitoplazmik uzantıları tarafından sarılıdır. Bowman kapsülünün paryetal yaprağının uzantısı tübülleri oluģturur. Renal tübülün sekretuvar kısmı, proksimal kıvrımlı tübül, henle kulpu ve distal kıvrımlı tübülden ibarettir. Malpighi Cisimciği, afferent arteriolün tunika mediasının düz kas hücreleri ile komģudur. Bu düz kas hücrelerine jugstaglomerüler hücreler denir. Jugstaglomerüler hücrelerin renal korpuskülün makula densası ile oluģturduğu kompleks yapıya ise jugstaglomerüler aparey denilir (41,45). Makula densadaki hücreler distal tübülüsteki sıvının içeriğine göre jugstaglomerüler apareyin aktivitesini ayarlar (2,46,47). Nefronun ekskretuvar kısmı medüllada bulunur ve toplayıcı tübüllerden ibaret olup, tübüller minor kalikse papillanin tepesinden açılır. Renal stroma gevģek bağ dokusunu, kan damarlarını, kapillerleri, sinirleri ve lenf kanallarını içerir. Renal arter genellikle tek dal halinde aortadan çıkar ve böbrek hilusuna pelvis ile renal ven arasından geçerek girer. Renal pelvis ve üreter duplikasyonu varlığında, her segmentin arteri genellikle ayrı bir dal olarak çıkar. Birden fazla renal arterin aortadan çıkması hali bazen görülebilir ve aberrant arter ismi verilen bu arterlerin, böbreğin alt kutbuna doğrudan gideni üretere bası yaparak obstrüksiyon durumuna yol açabilir. Böbrek içine girmeden önce renal arter, anterior ve posterior olmak üzere iki dala ayrılır. Posterior dalı böbreğin arka yüzünü ve orta kısmını beslerken anterior dalı böbreğin geri kalan tüm kısımlarını besler. Böbreğin dıģ kenarında iki renal arter dalının dağılma alanlarının birleģme yerinde avasküler bir bölge vardır, ki bu bölgeye Brödel hattı denilir. Renal arterler arasında anastomoz yoktur. Renal arterin ön ve arka iki dalından her piramit için bir interlobar arter çıkar ve iki piramit arasında bulunan Bertini kolonları içerisinde seyreder ve daha sonra piramitlerin tabanına paralel uzanan arkuat arter olarak devam eder (2,41,46,48). Arkuat arterlerin dalları olan interlobüler arterlerden çıkan afferent arterioller glomerüler yumağı oluģturur ve bu yumaktan çıkan efferent arteioller stroma içinde ven sistemiyle devam eder. Renal venler arterlere eģlik eder ve onlara benzer isimler alırlar, interlober venler birleģerek vena renalise, vena renalis ise vena kava inferiora drene olur (2,41,49,50). Renal venin distalindeki venüllerde tıkanıklık oluģsa da, ara bağlantılar sayesinde böbreğin drenajı devam edebilir. Bu drenaj venöz sistem arasındaki anastomozlar sayesinde sağlanır. Renal sinirler renal damarlara eģlik ederek böbrek içine giren renal pleksustan çıkar. Renal pleksusa onbir ve onikinci spinal sinirlerin dorsal köklerinden duyu, çölyak 5 gangliondan sempatik, splanknik ve vagus sinirlerinden parasempatik lifler gelir. Böbreğin lenfatik kanalları ise lumbar lenf nodlarına drene olurlar. Renal hilusta arter ve venle birlikte renal pelvis yer alır. Renal pelvise major ve minor kaliksler açılır. Minor kaliksler birleģerek üst, orta ve alt major kalikslere ve bunlar da renal pelvise açılırlar (41,46). Renal pelvis tamamen intrarenal veya kısmen ekstrarenal durumda olabilir, alt orta tarafta üreterle devam ederek oluģan idrarı alt üriner sisteme boģaltırlar (2,50,51). Böbreğin Fizyolojisi ve Temel ĠĢlevleri Böbreklerin temel fonksiyonu suyun ve elektrolitlerin fazlasını idrarla vücut dıģına atmaktır. Böylece plazma hacmini, elektrolit dengesini ve bunlara bağlı olarak kan basıncını düzenler. Vücuttaki sodyum (Na + ), potasyum (K + ), klor (Cl - ), bikarbonat, hidrojen, kalsiyum (Ca ++ ), fosfat gibi elektrolitlerin plazma düzeylerinin ayarlanmasında birincil derecede etkilidir. Böbrekler su ve elektrolit dengesini sağlamanın yanı sıra, metabolik atıkların, yabancı maddelerin ve diğer solüt yüklerin idrar yoluyla atılımasını da sağlar. Tüm bu iģlevleri filtrasyon, reabsorbsiyon, sekresyon yaparak yerine getirir (41,52). Filtrasyon, kandaki su ve solütlerin damar sistemini terk edip filtrasyon bariyerinden geçerek Bowman kapsülüne giriģ iģlemidir. Kan plazmasının yaklaģık %20 si buradan filtre edilir. Sekresyon, maddelerin nefronun duvarlarını oluģturan epitel hücrelerin sitozollerinden tübüler lümene doğru olan hareketidir. Salınan maddeler epitel hücrelerin içerisinde sentezlenebilirler, ayrıca epitel hücrelerini çevreleyen böbrek interstisyum dokusundan gelebilirler (2,50,53). Reabsorbsiyon lümendeki maddelerin epitel hücre tabakasını geçerek interstisyuma doğru olan hareketidir. Birçok durumda, geri emilen maddeler interstisyumdan çevredeki kan damarlarına doğru ilerler. Reabsorbsiyon, lümenden epitel hücresine giriģ ve kana geçiģten oluģan iki basamaklı bir iģlemdir. Glomerüler Filtrasyon Ġdrar oluģumu glomerüler filtrasyon ile baģlar, sıvı glomerüler kılcal damarlardan Bowman kapsülüne doğru geçer. Glomerüler filtrat kan plazmasına çok benzer. Ancak, protein içeriği çok azdır. Albümin gibi büyük plazma proteinleri ve globulinler, filtrasyon bariyerinden geçemezler. Peptid hormonlar gibi küçük proteinler filtrata geçerler, ancak toplam miktarı kandaki büyük plazma proteinlerine göre çok daha azdır. Filtrat inorganik iyonların çoğunu ve düģük molekül ağırlıklı organik solütleri içerir. Filtrattaki plazma ile aynı 6 konsantrasyonda bulunan maddeler serbestçe filtre edilenler olarak isimlendirilir. Kandaki birçok düģük molekül ağırlıklı madde serbestçe filtre edilir. Serbestçe filtre edilebilen maddeler arasında; sodyum, potasyum, klor ve bikarbonat gibi iyonlar, glukoz, üre, nötral organikler, aminoasitler, insulin ve antidiuretik hormon (ADH) gibi peptidler vardır (50). Birim zamanda filtre edilen hacim, glomerüler filtrasyon hızı (GFH) olarak tanımlanır. Normal genç erkek eriģkinde, GFH 180 L/gündür; bu da 125 ml/dk ya tekabül eder. Ġnsanlarda ortalama plazma hacmi yaklaģık 3 litredir, günde plazma hacminin 60 katı kadarı böbrek tarafından filtre edilir (52,53). Su ve Elektrolit Dengesinin Ayarlanması Böbrekler su alımına, idrarda su atılımında değiģiklik yaparak yanıt vererek su dengesini sağlarlar. Bu dengeyi sağlarken toplam vücut su miktarında değiģiklik oluģturmazlar. Sodyum, potasyum, magnezyum gibi mineraller ve besinlerin içerdiği diğer maddeler vücudun gereksinimlerinden çok daha fazladır. Suda olduğu gibi, böbrekler değiģken oranlarda mineralleri atabilirler, alımı ve atılımı dengeleyebilirler. Böbrekte her mineralin atılımının düzenlenmesi birbirinden bağımsızdır. Aldığımız besinlerin farklı miktarlarda mineral içeriği olabilir, minerallerin böbrekten atılımı ve geri emilimi bu içeriklere göre düzenlenir. Proksimal tübüllerde özellikle su, glikoz, küçük molekül ağırlıklı proteinler ve bazı iyonlar geri emilirler. Bu geri emilim su ile birlikte olduğu için buradaki ozmolarite izotoniktir. Absorbsiyon, reabsorbsiyon, sekresyon ve ekskresyonun ilk aģamasının proksimal tübülde baģlamasıyla birlikte, henle kulbu primer idrarın hipertonik durumdaki sekonder idrara dönüģmesinde kilit rol oynar. Henle kulbunun inen ince kolunun suya geçirgen olması, sodyum ve diğer solütlere orta derecede geçirgen olması, çıkan kalın kolun suya geçirgen değilken diğer solüt yüklere geçirgen olması, böbrek medüllasının derinliklerinde ultrafiltrata göre çok daha hipertonik bir ortam oluģturulmasını sağlar. Bu sayede difüzyon ve aktif taģıma ile elektrolit değiģimi de kolaylaģtırılmıģ olur. Suya karģı geçirgenliği olmayan çıkan kalın koldan kortekse gidildikçe ise daha hipotonik bir ortam oluģur (41,53). Distal tübülden çok yoğun ortama doğru aktif bir sodyum iyonu taģınması sağlanabilir. Bu mekanizma, su emilim ve atlımında oldukça önemlidir. Renin, Aldosteron, anjiotensin ve vazopressin gibi hormon ve mediatörlerle kontrol edilen bu sistem, asit baz dengesinin, sıvı elektrolit dengesinin düzenlenmesinde yani homeostaz sağlanmasında etkilidir (17). 7 Metabolik Artıkların Atılımı Vücutta her metabolik iģlemin bir son ürünü oluģmaktadır. Çoğu zaman, bu son ürün hiçbir iģlev görmez ve yüksek konsantrasyonlarda vücuda zarar verir. Bu artık ürünlerden aminoasitlerden oluģanlar üre olarak, nükleik asitlerden oluģanlar ürik asit olarak, kas yıkımı sonucu oluģanlar ise kreatinin olarak idrarla atılır. Safra tuzları, oksalatlar, organik asitler ve bazlar da böbrekten tübüllerden salgılanarak atılırlar. Penisilin ve salisilatlar gibi pek çok ilacın atılım yolu da yine böbrekler üzerinden olmaktadır. Asit baz dengesinde de böbrekler en önemli düzenleyicidirler. Metabolik fonksiyonların yerine getirilmesinde ph ın çok dar bir aralıkta (7,35;7,45) tutulması gerekir. Vücut asitliğinin bu dar aralıkta tutulması için böbrekler, akciğer ve karaciğerle koordineli bir Ģekilde çalıģırlar (41,52). Arteriyel Kan Basıncının Ayarlanması Böbrekler kan basıncı ayarlanmasında önemli bir role sahiptirler. Kan basıncı, kan hacmine bağlıdır, böbrekler su ve hacim dengesinin idamesini sağlarlar. Dolayısıyla kan hacmi ayarlanmasını sağlayarak kan basıncı regülasyonuna da katkıda bulunurlar (41). Eritrosit Yapımının Ayarlanması Eritropoetin, bir peptid hormondur, kemik iliğinde eritrosit üretiminin kontrolünde görev alır. Ana kaynağı böbreklerdir, az miktarda karaciğerde de sentezlenir. Eritropoetin salgılanmasında görev alan böbrek hücre grubu interstisyumda bulunur. Böbreklerde parsiyel oksijen basıncındaki azalma Eritropoetin salgılanmasını uyarır. Eritropoetin kemik iliğini uyarır, eritrosit üretimi artar. Böbrek hastalıklarında Eritropoetin yapımı ve salgılanması bozulur, kemik iliği aktivitesi azalır ve anemi geliģir (52). D Vitamini Sentezinin Düzenlenmesi Ġn vivo D vitamini sentezi bir seri biyokimyasal dönüģümleri içerir, sentezin son aģaması ise böbreklerde olur. D vitamininin aktif formu olan kalsitrol (1,25-dihidroksikolekalsiferol-aktif D3 vitamini) böbreklerde proksimal tübüllerde, 25-hidroksikolekalsiferolden sentezlenir. Kalsitrol kalsiyumun gastrointestinal sistemden emilimi ve kemik yapılarda depolanması için gereklidir. Sentez hızının ayarlanması, kalsiyum ve fosfor dengesini kontrol eden hormonlar tarafından düzenlenir. Böbrek yetmezliği olan hastalarda D vitamini sentez eksikliğine bağlı kalsiyum depolanmasında bozukluk olacağı için anormal kemik formasyonları görülür (41,52,54). 8 Glukoneogenez Karbohidrat alımı yarım günden fazla kesilirse, karbohidrat olmayan kaynaklardan yeni glukoz sentezlenmeye baģlanır (2,50). Glukoneogenezin çoğu, karaciğerde yapılmakla birlikte uzamıģ açlıkta böbreklerde de gerçekleģir (41,52). AKUT BÖBREK YETMEZLĠĞĠ Akut böbrek yetmezliği (ABY), böbrek fonksiyonlarının aniden bozulması sonucu üre, kreatinin gibi bazı metabolitlerin kanda birikim göstermesidir. Çoğunlukla, idrar atılımında azalma ya da idrar çıkısının hiç olmaması ile birliktedir. ABY hastalarının %20-60 ında diyaliz ihtiyacı geliģmektedir (2,4,55). Normal böbrek fonksiyonu için;
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks