Please download to get full document.

View again

of 11
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

DANA DİLİ TERİMİ VE CÖNK ARAŞTIRMACILARININ KARŞILAŞTIĞI BAZI PROBLEMLER

Category:

Presentations

Publish on:

Views: 0 | Pages: 11

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
DANA DİLİ TERİMİ VE CÖNK ARAŞTIRMACILARININ KARŞILAŞTIĞI BAZI PROBLEMLER The Term Dana Dili And Some Issues That The Cönk (Junk) Researchers Encount Doç. Dr. Hamiye DURAN* Pürdür güher-i pâk ile mecmûa-i
Transcript
DANA DİLİ TERİMİ VE CÖNK ARAŞTIRMACILARININ KARŞILAŞTIĞI BAZI PROBLEMLER The Term Dana Dili And Some Issues That The Cönk (Junk) Researchers Encount Doç. Dr. Hamiye DURAN* Pürdür güher-i pâk ile mecmûa-i Bâkî Deryâ dil-i dânâdır ana sîne sefîne ÖZ Türk yazı geleneği içinde önemli bir yere sahip olan ve cönk adı verilen defterler, kendine özgü biçim ve muhtevalarıyla Türk kültür mirasının mühim eserleri arasında yer alırlar. Özellikle de sözlü kültürün yazılı belgeleri olan, hatta ilk derleme örnekleri de diyebileceğimiz cönkler, içinde oluştuğu toplumun bilgi ve değerler dünyasına ait önemli belgeler sunar. Bu çalışmanın ilk kısmında, cöngün halk arasındaki adı olan dana dili terimi ile ilgili bilgi verilmiş daha sonra da cönk çalışmaları sırasında karşılaşılan bazı meseleler üzerinde durulmuştur. Cönk, dana dili, sığır dili gibi adlarla şöhret bulmuş bu elyazması eserler, biçim ve içerik bakımından, kendine has hususiyetleri olan defterlerdir. Romantik bir bakış açısıyla dana dili/sığır dili adlandırmasını basit ve kaba bulan araştırmacılar, Türkçe olan bu kelimeyi Farsça dânâ dili olarak okumayı tercih etmektedirler. Tarafımızdan bu okumanın bir benzetme unsuru olarak kullanılması benimsenmiş ve kendisine benzetilen şeyin ad olması noktasından hareketle bu terimin Türkçe olarak dana dili okunması gerektiği savunulmuştur. Çalışmanın ağırlık noktasını cönk çalışmaları sırasında karşılaşılan bazı meseleler oluşturmaktadır. Bunlar, cönklerin elde edilmesi, kurumlara ulaşanlarının kayıt altına alınması ve kataloglanması ile cönklerin kendilerinden doğan meseleler ana başlıkları altında ele alınmıştır. Bu kısımda cönklerin kütüphanelere, araştırma merkezlerine ve kurumlara kazandırılma yollarının araştırılarak bunun gerçekleştirilmesi; bu kıymetli eserlerin kendilerine has bir biçim ve muhteva özelliği olduğu gerçeğinden hareketle cönk başlığı altında doğru yerde kayıt altına alınması ve kataloglanması; muhtevasının doğru olarak belirlenmesi; cöngün dijital ortama aktarılmadan önce gözden geçirilerek, tam ve doğru bir biçimde kayda alınması; kayıt kalitesinin, eserin orijinalini görme gereğinin azaltılması için yüksek tutulması, zaten çok az okuyucusu olan bu eserlere ulaşma kolaylığı sağlanması gibi hususlar tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Cönk, dana dili, yazı geleneği, kataloglama, kayıt, imlâ. ABSTRACT The notebooks that are called cönk (junk) hold an important place within Turkish writing tradition; with their unique and distinctive form and content, they are among important works of Turkish cultural heritage. Cönks are especially important documents of the society in which they are formed, as they are the written records of the oral literature and can even be considered the first examples of compilations. In the first part of this article, dana dili (calf tongue), the name of cönks in folk speech, was explained and subsequently, several issues which are encountered in cönk research was examined. These handwritten manuscripts that are known by the names cönk, dana dili (calf tongue), sığır dili (cattle tongue) have some peculiarities. Some researchers, from a romantic point of view, find the names calf tongue/cattle tongue to be simple and vulgar and prefer to perceive the Turkish word dana (calf) as the Persian word dânâ (wise, learned). While we agree that dânâ dili can be used as a metaphor, we emphasize that the true meaning of the term is dana dili (calf tongue). The main focus of this study is the issues that are encountered in cönk research. These are addressed under the following main topics, recovery of the cönks, registering and cataloging of the cönks that reach the institutions and the issues that arise from cönk itself. The issues discussed in this part were, the recovery of the cönks through various methods and their delivery to libraries, research centers and various other institutions; the proper registration of these precious works under cönk title as they have unique and distinctive form and content properties; full and thorough review of the cönk before it is converted into a digital format; high quality digital conversion so as to minimize the necessity to see the original work; ensuring easier access to these works that already has very few readers. Key Words Cönk, calf tongue, writing tradition, cataloging, registration, spelling. * Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara/ Türkiye, 41 Kendine özgü biçim ve muhtevalarıyla Türk kültür mirasının mühim eserleri arasında yer alan cönk adı verilen defterler, Türk yazı geleneği içinde önemli bir yere sahiptirler. Sözlü kültürün yazılı belgeleri, hatta ilk derleme örnekleri de diyebileceğimiz cönkler, içinde oluştuğu toplumun bilgi ve değerler dünyasına ait önemli bilgi ve belgeler sunar. Son yıllarda önemine binaen cönklerle ilgili çalışmaların sayısı artmaya başlamış, cönklerin Türk kültür tarihindeki yeri, halkbilim araştırmalarındaki önemi, muhteva ve biçim özellikleriyle birlikte nasıl kullanılacağı gibi konularda araştırmacılara yol gösterici teorik çalışmalar yapılmış, yapılmaya devam edilmektedir. Bunun yanında araştırmacıların alanlarıyla ilgili olmak üzere çeşitli cönkler üzerinde kitap veya tez olarak inceleme ve yayımlar da gerçekleştirilmektedir. Söz konusu inceleme ve yayımlarda genellikle, cönklerin yeni yazıya aktarımına öncelik verilmiş veya tanınmamış şairlerin şiirlerinin cönkler aracılığıyla tanıtılması şeklinde çalışmalar yapılmıştır (Cönk hakkındaki bu çalışmalar için bkz. Yıldırım 2013; Duran 2011; Erdal 2013). Dursun Yıldırım ın çalışması, cönk adlı defterlerin kültürümüze ne zamandan beri girdiği, hangi değişimleri geçirip son hüviyetini kazandığı hususunda da kimi tespit ve düşünceleri havi olması sebebiyle söz konusu çalışmalardan ayrılmaktadır. Bu çalışmanın hedefi cönk tanım ve tasnifi veya cönklerle ilgili olarak yapılan çalışmalar değildir. Maksadımız gelenek içinde varlık göstererek kendi geleneğini oluşturmuş ve cari olduğu dönemlerde kültürel bir kıymet hâline gelmiş bu eserlerin, günümüz dünyasında tespit edebildiğimiz bazı problemlerine değinmektir. Ancak cönk adı verilen bu defterlerin gelenekle ilgisini vurgulamak üzere birkaç hususa değinmek isteriz. Sözlü gelenek içinde oluşan ürünlerin zamanın belli bir noktasında yazıya aktarılmak suretiyle kalıcı bir hâle gelmesini sağlayan bu eserler, daha ziyade içinde vücut buldukları topluma ait bilgi, duygu, düşünce ve zevki yansıtır; aynı zamanda o toplumun inanç ve değerler dünyası hakkında da mühim bilgiler sunar. Cönkler sayesinde edebiyat tarihi belgelerine yansımamış pek çok şair, şiir ve türler de gün yüzüne çıkmaktadır. Cönklerin en bariz özelliği, sahiplerinin kim olduğunun bilinmeyişi ve belli bir sisteminin ve şeklinin olmayışıdır. Hangi cöngü açarsak açalım neyle karşılaşacağımız belli değildir. Yukarıda da değindiğimiz gibi sadece derleme defteri olarak yazılmış olabileceği gibi adı duyulmamış bir şairin şiirlerini havi müellif hattı bir defter de olabilir. Daha ziyade yeterli eğitim almamış okur-yazarlar tarafından kaleme alındıkları için çeşitli imlâ problemleri yüzünden okunması hayli müşkül olan ve bu sebepten yeterince ilgi görmeyen bu eserler, aslında bir folklor hazinesi hüviyeti taşırlar. Cönk, çeşitli sözlük ve ansiklopedilerde aşağı yukarı benzer şekilde tarif edilmektedir. Halk şairlerinin 42 müstakil şeklinde uzunlamasına ciltlenmiş olan şiir mecmualarına verilen addır (Pakalın 1946: 303). 1.Seçilmiş halk şiiri örneklerini içine alan, uzunlamasına açılan el yazması mecmua. 2. yelkenli gemi (Kâmûs-ı Türkî, Şemseddin Sâmî); 1.Büyük yelkenli gemi 2.Saz şairlerinin kendilerinin veya başkalarının şiirlerini derledikleri uzunlamasına açılan, deri kaplı defter (Türkçe sözlük) gibi (Duran 2012:77). Orhan Şaik Gökyay cönk teriminin, yabancı ve Türkçe sözlükler ile ansiklopedilerden hareketle pek çok manalara geldiğini açıkladıktan sonra Halk, gezici halk şairlerinin uğraklarında söyledikleri türküleri, koşmaları, destanları, fıkraları, hatta hikâyeleri, çok kez aklında tutabildiği kadarıyla, eksik, ya da yanlış, kâğıda geçirmiş; maniler, bilmecelerle doldurmuş; kendi hayatıyla ilgili ve kendince gerekli birtakım hastalıkların, türlü yollardan tedavilerini, reçeteleri, duaları, büyüleri, tılsımları, özel hayatına ait notları ve daha nice benzerlerini ve benzemezlerini bu kâğıtlara yazmıştır. Böylece sayısız ve birbirinden çok farklı cönkler meydana gelmiştir. demektedir (Gökyay 1984:117). Cönkler, hem onu vücuda getiren kişi veya kişilerin kültür seviyesini, zevk ve alakalarını hem de döneminin genel okuyucu zevkini bize aktarmaktadır. Dursun Yıldırım, meseleye daha ziyade gelenek açısından bakmış, El yazması Bir Kitap Türü: Cönk/cöng adlı eserinde Türkler, yazı, kâğıt bitik gibi konulara tafsilatlı bir şekilde değindikten sonra, Türk yazı geleneği içinde cönkler üzerinde geniş bir çalışma gerçekleştirmiştir. Cöngün esnek medeniyet mimarimiz içinde yaratılmış kendine özgü bir tür, bir yaratı olduğundan bahisle cöng kendine özgü muhitleri, yaşama alanları, kendi tarihi içinde geçirdiği bir macerası olan bir yaratıdır. Kendi çevresini olduğu kadar, farklı çevreleri de etkilediği şüphesizdir diyerek cöngün gelenekli bir defter/kitap olduğuna vurgu yapmıştır. Türk yazı geleneği ve buna bağlı ürünleri de kapsayan çalışmada, bu kitap/defterlerin ilk biçimleri hakkında da bilgi verilmiş işlevlerine göre değişik adlarla ifade edildiği belirtilmiştir. İki tahta arasında konulan yapraklardan oluşan, 7x15-25x75cm arasında muhtelif boyutlara sahip bu defterler, işi bittiğinde bir ya da iki delik açılıp iple bağlanarak muhafaza ediliyorlardı (2013: 15). Bu defterlerin sonraki yüzyıllarda sığır dili/dana dili tabir edilen defterlerin ilk örnekleri olabileceği ihtimali üzerinde duran bu çalışmada, Türklerin ilk defter ve kitapları ile şekil bakımından benzerliği sebebiyle (2013:14) cöngün yazılı gelenek içinde 15.yy veya öncesinde tekrar gündeme gelmiş olabileceği vurgulanmaktadır. Belki daha da önemlisi bu kelimenin Türkçe olabileceği ihtimali, bu çalışmada dile getirilmiştir. Yıldırım, kesin kanıtlara dayanmasa da cönk kelimesinin Çiğil Türkçesinde kutu ve çömçe anlamına gelen Çöngek kelimesinin muhtelif ağızlardaki şekli olma ihtimalinin biz de aynı görüşteyiz- göz ardı edilemeyeceği görüşündedir. Dolayısıyla hem kutu gibi olan Çin gemisi hem de Türklerin kullandığı ilk defterler adını, bu 43 kutu anlamı taşıyan çöngek sözcüğünden almış olabilir. İki tahta levha arasında, levhayla aynı genişlikte olan kâğıtların toplanıp kutu gibi saklanması, bu defterlere benzetme yoluyla ad olmuş olabilir (2013:16). Özellikle Gökyay ın Cönkler Üzerine ve Dursun Yıldırım ın El yazması Bir Kitap Türü: Cönk adlı muhtevalı çalışması konuyla ilgili önemli bilgileri havidir. Konuyla ilgili geniş bilgi için söz konusu eserlere bakılabilir. Biz cönge, yine benzetme /anıştırma yoluyla ad olmuş dana dili/sığır dili terimi üzerinde durarak, meseleyi daha belirgin hâle getirmek isteriz. Sığır dili, dana dili, keştî, sefîne-i kârî, supara, beyaz-ı buzurg bazen mecmua gibi adlar alan cöngün asıl anlamı gemi dir. Ancak terim olarak içinde çeşitli şiir ve bilgilerin bulunduğu mecmu a, defter anlamında kullanılmaktadır (Gökyay, 1984:108; Özen, 1992: 10; Cumbur, 2002: 3). Gökyay, halk arasında bu cönklere şekillerinden dolayı dana dili dendiğini, Farsça dânâ şeklinde açıklanmasının doğru olmadığını, hatta sığır dili olarak adlandırılmasının bu bilgiyi desteklediğini söyler (Gökyay 1984:117). Sığır dili tabirini, dana dili tabirine destekleyici olarak gösteren Gökyay, konuya bunun dışında bir açıklama getirmez. Genellikle nesnenin adının benzetildiği şeyin adı olduğu hususu herkesçe malumdur. Ancak aşağıdaki resimden de anlaşılacağı üzere bu ad yalnızca cöngün ince uzun bir defter olması ile ilgili değildir. Prof. Dr. İsmet Çetin in koleksiyonundan elde ettiğimiz bir cönk, halk arasında bu defterlerin dana dili olarak adlandırılması hususunu anlamamızda bize yardımcı olmuştur. Cönklere dana dili ve sığır dili adının verilişi kanaatimizce cöngün içindeki ince parşomen kağıdı ve onun çağrışımı ile ilgili olmalıdır. Bu cümleden olarak, cönklerin elyazması defterler olması hasebiyle yazı (hat) geleneği içinde kullanılan malzemelerin bizi ilgilendiren kısmından biraz bahsetmek gerekecektir. Yazı sanatında kullanılan kamış kalemlerin ıslahı, mürekkebin ve kâğıdın istenilen vasıfta hazırlanması uzun tecrübe ve bilgi işidir. Kullanılan kamış kalem çeşitleri, kalemdân (kubur, kalemlik), divit, kalemtıraş, maktâ (kalem kesilen âlet), silgiler ve kâğıt yazı sanatının ihtiyaç duyduğu malzemelerdir. Biz burada sadece konumuzla ilgili olarak kâğıt ve silme tekniklerine biraz değinmek istiyoruz. Diğerleri ihtisas sahipleri için gereklidir. Harîr-i Semerkandî, Sultan Semerkandî, Hindî, Âdilşâhî gibi üretildiği yerin adıyla anılan kâğıtların en meşhuru Semerkandî dir. Bu kâğıtlar, kalemgîr olması yani yazı yazılırken kalemin kâğıda takılmaması için istenilen renge boyandıktan sonra âharlanır ve pürüzleri gidermek ve aharı iyice yedirmek üzere mührelenir. Ahar aynı zamanda yazı esnasında oluşabilecek hataların düzeltilmesi sırasında ortaya çıkan silintinin belli olmaması için de yardımcı olur. Yumurta akı ve nişasta ile hazırlanır (Serin 1982:89-100). (Gökyay 1984:113). Bazen aharlı bazen aharsız kâğıtlara 44 is mürekkebiyle yazılan bu yazılar, yanlış yazıldığında silmek zarureti doğmaktadır. Bu durum, eğer kâğıt âharlı ise yalayarak (Mürekkep yalamak deyiminin sebebi olan mürekkep.) ya da kirpi okunun ucuna sarılan pamuklar ile; şayet kâğıda mürekkep akmış ise önce silinip sonra leke, ince bıçak şeklindeki aletlerle kazınıp, tekrar mührelenerek bertaraf edilir. Ancak cönklerde kullanılan kâğıtlar hem iyi kalite olmadığı hem de aharsız olduğu için kaliteli bir yazıdan bahsedilemez. Aharlı cönklerin sayısı -en azından şimdilik- bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdadır. Cönklerde kâğıt aharsız ise yapılan yanlışlar ya üzeri çizilmek ya da emici toz veya kâğıtlar kullanılmak suretiyle düzeltilmektedir. Her ne kadar kaynaklarda benzer bir uygulamaya rastlamasak da örnek cönkte görüldüğü gibi bütün olarak dil formunda görünen bu emici kâğıtların, birer kullanımlık olarak düzenlenmiş olduğu fikrini taşımaktayız Cönk içinde bulunan bu emici kâğıtlar, muhtemeldir ki ya kullanılmak suretiyle tüketilmiş olmalı ya da tahrip edilmiş olmasından dolayı hali hazırda bulunmamaktadır. Bu da ismin kaynağı hakkında fikir sahibi olmamızı güçleştirmiştir. Fotoğrafta görüldüğü gibi bu aparat, uzunlamasına açılan cöngün içinde açılmış ağzın içindeki dil gibi görünmektedir. Biz dana dili/sığır dili tabirinin sadece cöngün uzunlamasına olan şekli ile alakalı olmadığı, örnekte görüldüğü gibi içinde yer alan ve formu dil şeklinde olan bu kâğıtla alakalı olduğu görüşündeyiz. Dana ve sığır gibi kelimelerin bu eserlere ad olarak verilmesini yakıştıramayan bazı araştırmacılar, kelimenin kökenini Farsçada aramayı tercih etmişlerdir. Dil-i dânâ terkibi çoğu şairin tevriyeli olarak kullandığı Farsça bir kelime grubudur. Aşağıdaki beyitlerde de görüleceği gibi şairler mecmuayla ilgili olarak çeşitli söz oyunlarına başvururlar. Beyitin ikinci mısraındaki Farsça dil-i dânâ terkibi gönül olarak kullanılmış olup, Türkçe dana dili/sığır dili ifadesini çağrıştırır ki bu da mecmuanın diğer bir adıdır. Sefine kelimesi de sefîne-i evliyâ gibi terkipler içerisinde mecmua manasına gelir: Beyitlerden de anlaşılacağı üzere dil-i dânâ, sefine, mecmua, benzetme yoluyla aynı şiirde birlikte kullanılmış, tenasüp sanatı yapılmıştır. İkinci dizedeki sîne kelimesi, cönklerin göğüs içinde muhafaza edildiğine işaret gibidir. Pürdür güher-i pâk ile mecmûa-i Bâkî Deryâ dil-i dânâdır ana sîne sefîne (Bâkî G 427/5) Gelibolulu Mustafa Âlî nin beytinde de aynı kelimeler benzer şekilde kullanılmıştır: Dil-i dânâya sundum sözlerim mecmûasın Âlî Sefînem tut ki bir deryâ-yı bîpâyâna tapşırdım (Âlî G 852/8, Çeltik 2013:21) Yukarıda verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere genelde cönk adıyla tanınan bu eserlere halktan kişiler tarafından benzetme yoluyla dana/ sığır dili adının verildiği kesin görülmektedir. 45 Prof. Dr. İsmet Çetin in koleksiyonundan fotoğrafladığımız bir cönk. 46 İçinde oluştuğu toplumun kendi bilgi, değer ve yargıları, sözlü geleneğin tespit tutanakları diyebileceğimiz bu eserlerde muhafaza edilmiş, kaynak olarak da bunlardan faydalanılmıştır. Araştırmacılara kaynak sağlanması, anlaşılması güç konuların açıklanmasına yardımcı olması, bazı tarihî konulara ışık tutması için - ki cönkler aynı zamanda sosyal tarih kitapları gibidir- eski yazı olan bu eserlerin ehilleri tarafından yeni yazıya aktarılması elzem görülmektedir. Ancak cönklerle ilgilenen araştırmacıları, birtakım zorluklar beklemektedir. Bu zorluklardan bazıları şunlardır: Cönklerin elde edilmesi meselesi Arap harfleri ile yazılan, imlâsı bozuk ve aşağıdan yukarı açılan bu eserlerin çoğu baba yadigârı olarak şahısların ellerinde bulunmakta, az sayıda cönk, kütüphanelere ve araştırma merkezi gibi kurumlara intikal etmektedir. Buna karşılık bazı meraklı araştırmacıların ellerinde yüzlerce cönk olduğu da herkesin malumudur. Cönk koleksiyoncuları olarak niteleyebileceğimiz bu kişilerin ellerindeki bu eserler, tıpkı tarihin karanlıklarında kaybolmuş diğer eserler gibi gün yüzüne çıkmayı beklemektedirler. Bu şahısların çoğu, eski yazı da bildikleri için elyazması bu eserleri kendileri değerlendirmek istemektedirler. Bu istek tabii karşılanabilir ancak, kabul edilmelidir ki bir insan ömrü, bu türden yüzlerce eseri değerlendirebilecek kadar uzun değildir. Bu iş, takım çalışması gerektirir. Ömür yetmediği zaman da bu eserler, gelini ölmüş çeyiz sandığı gibi kapanın elinde kalacaktır. Şüphesiz hem maddi hem de manevi değeri olan bu eserleri elde etmek, aile hatırası diye fertlerin elinde bulundurdukları cönkleri elde etmekten daha zordur. Elde edilemeyen bu eserlerle ilgili genel bir değerlendirme yapılamaz. Cönkleri kütüphanelere kazandırmanın yolu ya bedel karşılığı ya da hibedir. Hibe için ise insanların özendirilmesi gerekir. Çeşitli sloganlar belirlenerek bu sağlanabilir. Sizin için önem arz eden bu ata yadigârı eserler şüphesiz Türk milleti için de önem arzetmektedir. Bir başka yol da ister şahısların ister koleksiyonerlerin ellerindeki bu eserlerin asılları kendilerinde kalmak kaydıyla, fotokopilerini veya dijital ortamlardaki kopyalarını araştırmacılarla paylaşmalarını istemektir. Bu tür uygulamaların -az sayıda da olsavarlığını bilmekteyiz. Bazı şahısların ellerindeki eserlerin kopyalarını araştırmacıların hizmetine sunmak üzere çeşitli kurum veya kuruluşlara verdiği görülmektedir. Bizim yayımladığımız Alevilik- Bektaşilik Muhtevalı Bir Cönk adlı çalışma bu yolla Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Kütüphanesine 1954 künye ile kazandırılmış bir cönktür (2012: 77). Dijital ortama aktarılan ve belli merkezlerde toplanılan bu cönkler, Milli Kütüphanede olduğu gibi tanıtım fişleri hazırlandıktan sonra kataloglanarak araştırmacıların hizmetine sunulabilir. Cönklerin kayıt altına alınması ve saklanması meselesi İster bağış ve satın alma ister fotokopilerinin dijital ortama kaydı yoluyla, kütüphanelere çeşitli araştırma merkezlerine ve kurumlara kazandırılmış cönklerle ilgili pek çok problem bulunmaktadır. Bu cümleden olarak üzerinde durulması gereken asıl mesele, cönk ve mecmuların tasnifi ve fişlenmesi meselesidir. Şu ya da bu şekilde kütüphanelere ulaşan bu elyazması kitaplar, 47 elyazması ortak paydasından hareketle genellikle birbirinin yerine fişlenebilmektedir. Esasen, cönklerin ve muhteva yönünden bunlara benzeyen fakat, biçim yönünden diğer kitaplardan farklı olmayan yazmaların genel adı mecmuadır. Kütüphanelerdeki yazmalar arasında cönkler, esas itibariyle birer mecmua olarak değerlendirildikleri için mecmûa-i eş ar adıyla fişlenmekte, gerek görülürse fişin bir köşesine cönktür kaydı düşülmektedir (Koz 1977: 83). Her şeyin toplandığı defter tanımı o cönkleri mecmua yapmaz. Onlara hususi adlar kazandıran ve birb
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks