Please download to get full document.

View again

of 18
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

V. Anadolu International Conference in Economics, May 11-13, 2017, Eskişehir, Turkey.

Category:

General

Publish on:

Views: 18 | Pages: 18

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
RANT VE RANT KOLLAMA: MUĞLA İLİ ORTACA İLÇESİ GÖKBEL KÖYÜ 2B TARIM ARAZİLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Sibel CENGİZ 1 Soner UYSAL 2 ÖZ Günümüz ekonomilerinde en çok tartışılan konulardan biri, reel üretime
Transcript
RANT VE RANT KOLLAMA: MUĞLA İLİ ORTACA İLÇESİ GÖKBEL KÖYÜ 2B TARIM ARAZİLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Sibel CENGİZ 1 Soner UYSAL 2 ÖZ Günümüz ekonomilerinde en çok tartışılan konulardan biri, reel üretime dayanmayan ve adına rant dediğimiz gelir transferleridir. Neo-klasik iktisatçılarca kıt üretim faktörlerine fırsat maliyeti üzerinde yapılan ödeme olarak nitelendirilen rant, 1970 li yıllardan itibaren hakim iktisat ideolojisi olan Neo-liberal politikalarla birlikte topraktan ve mülkiyet ilişkilerinden bağımsız olan gelir transferlerine dönüşmüş ve rant yerine rant kollama kavramı kullanılır hale gelmiştir. Ulusal kalkınmanın bir unsuru olan sanayileşmenin yerini yeni bir sermaye birikim aracı olarak finansallaşmanın alması ve küreselleşme, rant kollamaya olan ilgiyi artırmıştır. Türkiye de ormanların büyük kısmı devlete aittir. Kamuoyunda 2B Yasası olarak bilinen, 19/4/2012 tarih ve 6292 Sayılı yasayla birlikte, orman niteliğini kaybetmiş hazineye ait yerlerin öncelikle orman köylülerine satışı ve böylece orman köylüsünün kalkındırılması amaçlanmıştır. Bu durumun tespitine yönelik yapılan çalışmada Muğla İli Ortaca İlçesi Gökbel Köyü nde on beş kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre 2B Yasasının orman köylülerini yıllardır yaşadıkları toprakları terk etmeye zorladığı görülmektedir. Köylülerin uzun yıllardır ikamet ettikleri arazilerin rayiç bedelleri alım güçlerinin çok üzerinde belirlenmiştir, dolayısıyla orman köylülerinin çoğu arazilerin alımı için Maliye Bakanlığı na başvuru dahi yapamamıştır. İki yıllık yasal sürenin dolmasından sonra başvuru yapılmayan arazilerin rant kollama faaliyetlerine açık hale gelmesi muhtemeldir. Orman niteliğini kaybetmiş olan bu arazilerin sermaye birikiminin bir aracı olarak orada yaşamayan ve orman köylüsü olmayanlara tahsisi, sosyal ve ekonomik sorunların kaynağı haline gelebilecektir. Anahtar Kelimeler: Rant kollama; Mülkiyet; Sermaye birikimi, Jel Kodları: O13, Q15, R14 ABSTRACT One of the most controversial issues in economics is income transfers that do not based on real production and we call them rent. The rent, which is defined by Neo classic economists as the payment over the opportunity cost for the scarce production factors, has turned into income 1 Doç. Dr., Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, İİBF İktisat Bölümü, e posta: 2 Arş. Gör., Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, İİBF İktisat Bölümü, e posta: 1 transfers independent of the lands and property relations with the Neo-liberal policies which have been the dominant economic ideology since 1970s and the concept of rent seeking has been using instead of rent. Financialization ang globalisation which are new means of capital accumulation have taken the place of industrialization as an element of national development, thus the interest in rent seeking has increased. Most of the forests in Turkey belong to the state. The law which is known as 2B Act dated 19/4/2012 with the law numbered 6292, it was aimed to sell the public lands that lost forest quality to the forest villagers firstly and thus to improve the forest villagers. In the study to determine this situation, an in-depth interview was conducted with fifteen people in Gökbel Village in Ortaca District of Muğla Province. According to findings, 2B Act seems to force forest villagers to leave the lands they have lived for years. The fair value of the lands where the villagers have lived for many years has been determined above the purchasing power of villagers, so most of the forest villagers could not even apply to the Ministry of Finance for purchasing of lands. After the two-year legal period is over, it is likely that the lands which has not been applied to purchase will become open to rent-seeking activities. The assignment of these lands which have lost the quality of forests to not forest villagers as a means of capital accumulation can become a source of social and economic problems. Keywords: Rent-seeking; Property; Accumulation of Capital Jel Codes: O13, Q15, R14 1. Rant ve Rant Kollama Kavramlarının Tanımı, Kapsamı ve Özellikleri Rant kavramı iktisat biliminde genellikle üretim faktörlerinden ve topraktan elde edilen gelir anlamında kullanılmaktadır. Ancak, Zenawi (2012) ye göre bir varlığa fırsat maliyetinin üzerinde yapılan ödeme rant için genel kabul gören tanımlanmadır 3. Bu tanımlama sadece kıt olan toprak faktörü için değil, kıt olan diğer üretim faktörleri için de geçerlidir. Konu gereği toprak rantı, kullanıcılar tarafından arazi sahiplerine yapılan ödemeler olarak adlandırılır. Tarımda kapitalist ilişkilerin bir sonucu olan toprak rantının kaynağı hakkında üç yaklaşım söz konusudur. Bunlar Klasik ile Neoklasik, Schumpterci ve Marksist yaklaşımlar olarak sıralanabilir. Klasik ve Neoklasik yaklaşımlar bezer olmamasına rağmen, Marksist yaklaşım bu ikisinin eleştirisidir. Rant kavramı tutarlı bir şekilde ilk defa klasik iktisat okulunun temsilcisi olan David Ricardo tarafından tanımlanmış ve rantın, toprağın sahip olduğu doğal özellikler ve yok edilemez 3 Literatürde çok farklı rant türleri tanımlanmaktadır. Ancak bu çalışmada rant türleri ile ilgili ayrıntılı bilgilere yer verilmeyecektir. Bu çalışmada bahsedilmeyen öğrenme rantı, izleme ve yönetim rantı, kent rantı, kalite rantı gibi kavramlar için Khan (2000) ve Dinler (2009) a bakılabilir. 2 üretim gücü nedeniyle ödenen bir bedel olduğunu vurgulamıştır (Aktan, 1993: 120). Ricardo, toprağın verimlilik farkından dolayı sağladığı gelire diferansiyel rant, kıt olmasından dolayı sağladığı geliri ise mutlak rant (kıtlık rantı) adını vermiştir (Ünsal, 2009: ). Ricardo tarafından temelleri atılan rant kavramı, daha sonra Neo klasik iktisatçılar tarafından tam rekabet piyasasına olan müdahalelerin yaratacağı sosyal refah kaybının statik analizi için kullanılmıştır. Khan (2000) benzer şekilde devletin piyasaya vergi ya da sübvansiyon gibi yollarla müdahalesi sonucu oluşan ve diğer sektörlere aktarılan rantın ise transferlere dayalı rant olduğunu belirtmektedir. Başka bir rant türü de Schumpeterci ranttır. Bir firmanın yenilikle birlikte elde ettiği kısa süreli ranta Schumpeter rantı denilmektedir (Khan, 2000: 40). Yazar aynı zamanda yeniliklerin sektördeki diğer firmalar tarafından taklit edilmemesi durumunda bunun bir sosyal refah kaybına neden olacağını da belirtmektedir. Marks ise toprak rantını üçe ayırır. Birincisi, toprağın verimlilik ve konumuna bağlı olan diferansiyel ranttır. İkincisi, toprak üzerinde insan emeği ile yapılan ıslah ve yatırımların sonucu ortaya çıkan ranttır. Üçüncüsü ise mutlak ranttır ve özel mülkiyete dayanır. Arz sabit olduğu için talep arttıkça toprağın değeri artmakta ve bundan da mutlak rant doğmaktadır (Tekeli, 2009:24). Mutlak rant, aynı zamanda Türkiye de olduğu gibi devlet mülkiyetinden özel mülkiyete geçiş sürecinde toprağın nitelik değiştirmesinden ve bu arada ortaya çıkan ranta el konmasından kaynaklanabilmektedir. Refah iktisatçılarının üzerinde durduğu ve Heterodoks iktisatçıların da Neo-liberal dönemin yeni birikim kaynağı olduğunu vurguladıkları rant kollama kavramı ise, Neo klasik iktisatçılar tarafından ortaya atılmıştır ve rant kollama faaliyetlerinin devletin piyasalara müdahalesi sonucu oluşan suni ranttan kaynaklandığı öne sürülmüştür. Soyak (2007), 1970 li yıllarda Neo-liberal iktisatçıların temellerini attığı rant kollama kavramının artık topraktan ve mülkiyet ilişkisinden bağımsız olarak bir ekonomik transfer elde etme anlamında kullanılmaya başlandığını belirtmektedir. Rant kollama, kendi literatüründe dahi değişik birçok tanımlamalara sahiptir. Buchanan, Tollison ve Tullock (1980) e göre rant kollama, kişilerin devletin koruma kalkanı altında, kaynak israfına yol açacak şekilde servet transferi peşinde koşmaları şeklinde tanımlanmaktadır. Tullock (1980) ve McCormick ve Tollison (1979) a göre ise rant kollama gerçekte verimliliği artırmayan ya da azaltmayan bir konuda bir kişinin yatırım yaparak, kendisine özel bir konum ya da tekel gücü sağlayarak gelirini artırmasıdır. Yine Tollison (1982) ye göre rant kollama yapay olarak icat edilen 3 transferleri elde etmek için kaynakların israf edilmesine yönelik faaliyetler olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu tanımlamaların ortak özelliği ise devletin gelir ve servet dağılımını etkileyecek şekilde yasaları (ya da benzerlerini) değiştirme peşinde koşarak kaynakları kullanması ve israf etmesi vurgusudur (Samuels ve Mercuro, 1984: ). Rant kollama, ilk defa Krueger (1974) tarafından ABD deki baskı ve çıkar gruplarının ithalat izni almak için alınan lisans belgelerini elde etmek için giriştikleri faaliyetler için kullanılmıştır (Aktan, 1993: ). Bu aşamada öne çıkan nokta rant kollamanın oluşabilmesi için devlet tarafından bir suni rantın yaratılmasının gerekliliğidir Neo liberal iktisatçılar tarafından ortaya atılan rant kollama kavramı, bireylerin kendi çıkarlarını maksimize etme güdüsüyle de bağlantılıdır. Zenawi (2012) ye göre vatandaşlar refahlarını maksimize etmek isterler ve rant kollama faaliyetiyle kendi çıkarını maksimize etmek için politikacılarla lobi yaparlar. Politikacılar da oy ve politik destek sağlayarak güçlerini sürdürmek ve faydalarını maksimize etmek isterler. Böylece bürokratlar da pozisyonlarını rant kollama yaratmada kullanarak çıkarlarını yolsuzluk ve iş çevresini koruma yoluyla maksimize ederler. Zenawi (2012) ye göre devletin ekonomideki faaliyeti ne kadar fazla olursa rant kollama o kadar yüksek olacak ve kaynaklar da etkin dağılımdan gittikçe uzaklaşacaktır. Her ne kadar rant kollama kavramı Neo liberal iktisatçılar tarafından ortaya atıldıysa da, rant kollamanın yalnızca liberal politika uygulamayan ülkelerde gözlemlenmediği görülmektedir. Aktan (1993), Türkiye de rant kollama faaliyetlerinin özellikle serbestleşme politikalarının uygulanmaya başladığı 1980 li yıllardan sonra belirgin bir biçimde artış gösterdiğini belirtmektedir. Dolayısıyla rant kollama kavramına, saf bir biçimde devlet varlığının yarattığı kaynak israfı olarak bakmamak gerekmektedir. Eğer bir ülkede rantiye ekonomisine doğru bir yönelme varsa, rant kollamanın da varlığı kaçınılmazdır. Devlet minimal düzeyde de olsa düzenleyici görevini devam ettirdiği sürece rant kollama faaliyetleri de var olacaktır. Bu aşamada önemli olan nokta, ülkeleri rantiye ekonomisine sürükleyen sürecin temelinde hangi problemin yattığını ortaya koyabilmektir. Çünkü rant kollama yeni bir değer yaratmaktan ziyade var olan değerin dağıtımıyla ilgilidir. Özellikle 1980 li yıllardan sonra popülerlik kazanan Neo liberal politikalar dışa açılan ülkelerin sanayilerinin rekabet üstünlüğünü kaybetmeleri ile sonuçlanmıştır. Bu da doğal olarak ülke ekonomilerini reel üretim sürecinden uzaklaştırmış, rantiye ekonomilerine yönelmelerine neden olmuştur. Bunun sonucunda da hükümetler rant fırsatlarını kendi çıkar gruplarına yönlendirmek suretiyle kollamışlardır. Burada önemli olan nokta saf olarak devlet varlığı değil, ülkelerin rantiye ekonomilerine yönelmesi ve rantiye ekonomisinin toplam ekonomi içindeki payıdır. 4 Harvey (2004) kapitalist sistemin aşırı birikim olgusundan dolayı finansal kriz yaratma eğiliminde olduğunu belirtmektedir. Yazara göre aşırı birikimin atıl durumdaki sermaye ve işgücü fazlaları olmak üzere iki biçimi söz konusudur. Harvey (2004) aşırı birikim krizlerine sermaye ve işgücü fazlalarının emilmesi yoluyla çözüm arandığını, bunun için de sermaye fazlalarının mekâna sabitlendiğini 4 belirtmektedir. Buna göre 1929 daki buhranda olduğu gibi, aşırı birikim krizleri mal ve üretken kapasite fazlalarının değer kaybına uğramasına neden olmaktadır. Bu değer kayıplarının engellenmesi için de coğrafi yayılma ve mekânsal düzenlemeler iyi bir seçenek olmaktadır (Altınok ve Enlil: 2012: 37 38). Harvey (2010) krizinden bu yana, gittikçe artan sermaye fazlasının reel sektör tarafından daha az emildiğini belirtmektedir. Yazara göre 1980 li yılların başlarında kısa bir canlanma gösterse de reel sektörde kar marjlarının küresel çapta düşmesi, sermaye fazlasını reel sektörden kopararak daha yüksek getirili finansal ve mekânsal yatırımlarına itmiştir. Sanayi sektöründe gelişmiş ülkelerde yoğunlaşan yüksek teknolojili/katma değerli ürünlerde verimlilik hızla artmakta, bu sektörlerde istihdam sınırlı kalmakta, bu durum sanayi sektörünün içinde istihdamın payının azalmasına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde durum genel anlamıyla bu şekildeyken, düşük teknolojili/katma değerli ürünlerin üretimi küresel ölçekte en ucuz emekle birleşecek şekilde az gelişmiş ülkelere doğru yeniden şekillenmektedir. Azgelişmiş ülkelerdeki bu sektörler ya küresel rekabete karşı koyamayarak tamamen kapanmakta, ya da üretimin vasıfsız emek gerektiren bölümleri küçük ölçekte, esnek, denetimsiz, kayıt dışı, düşük ücretli ve özellikle göçmen istihdam ederek ayakta kalmaya çalışmaktadır (Ersoy, 2001: 35 36). Bu durum Harvey (2004) ün belirttiği coğrafi yayılma olgusu çerçevesinde değerlendirilmelidir. Sermayenin coğrafi yayılması, hem sermayeye en ucuz emekle birleşme olanağı vermekte, hem reel üretimin vasıfsız/düşük katma değerli bölümlerinin azgelişmiş ülkelerde yoğunlaşmasına neden olmakta, hem de mekânsal yatırımlara yeni coğrafyalar sağlamaktadır. Mekânsal yatırımların sermayenin yeni birikim mantığının temel ayağı haline gelmesi, sermayenin birikim sürecinin devamlılığı için kendisine sürekli olarak yeni mekânsal alanlar bulması sonucunu doğurmaktadır. Bu da hiç 4 Harvey (2004), sermayenin coğrafi yayılmasının taşımacılık, ulaşım ve iletişim sistemleri gibi alanlara yatırım gerektirdiğini belirtmektedir. Harvey (2004) e göre, para-sermayenin hareketliliği de iletişimsel, finansal ve yasal kurumların gelişimine bağlıdır. Yazara göre söz konusu iletişim ve taşımacılık araçlarının neredeyse tamamı sabit mekânsal düzenlemeleri ve altyapıları içermektedir. Demiryollarına, hava alanlarına, limanlara, kablo ağlarına, elektrik santrallerine yapılan yatırımlar mekâna çakılı sabit sermayeyi meydana getirmektedir. 5 kuşkusuz sürekli olarak mülksüzleştirme 5 yoluyla yeni rant alanlarının açılmasını gerektirmektedir ve tarımsal alanlar da bu müksüzleştirme alanları içerisinde kendisine yer bulmaktadır. 2. Türkiye Ekonomisinin Sanayisizleşmesi ve Rant Ekonomisine Yönelişi 1980 li yılların başlarında liberal politikalar uygulamaya başlayan Türkiye, 1989 yılında sermaye hareketlerinin önündeki engelleri de tamamen kaldırmıştır. Bu durum kuşkusuz IMF, Dünya Bankası, WTO (eski adıyla GATT) gibi küresel elitlerce Washington ve Post Washington politikalarıyla gelişmekte olan gelişmekte empoze edilen Neo liberal politikaların bir uzantısıdır. Aşağıdaki Tablo 1 de 1998 yılı sonrasında Türkiye ekonomisinin özellikle 2001 krizi sonrasında girdiği sanayisizleşme sürecine ilişkin verilere yer verilmektedir. Tablo 1. Ana Sektörlerin GSYH dan Aldıkları Pay (%) (Cari ve 1998 Baz Yılı Sabit Fiyatlarla, ) Yıllar Cari Fiyatlarla Sabit Fiyatlarla Tarım Sanayi Hizmetler Tarım Sanayi Hizmetler ,47 32,45 55,06 12,47 32,45 55, ,49 30,15 59,35 12,17 32,03 55, ,09 27,94 61,96 12,20 31,87 55, ,83 26,79 64,36 11,92 30,75 57, ,28 25,15 64,55 12,21 30,33 57, ,92 24,89 65,18 11,37 31,03 57, ,47 24,70 65,82 10,69 31,67 57, ,35 24,66 65,97 10,57 31,79 57, ,26 24,84 66,89 10,02 32,79 57, ,62 24,82 67,54 8,93 33,13 57, ,60 24,43 67,95 9,25 32,48 58, ,26 22,91 68,81 10,06 31,19 58, ,43 23,55 68,00 9,44 32,54 58, ,98 24,35 67,66 9,20 32,92 57, ,88 23,77 68,34 9,29 32,75 57, ,37 23,56 69,053 9,23 32,71 58, ,12 24,11 68,75 8,77 32,87 58, ,53 23,42 69,03 9,03 32,67 58,29 Kaynak: TÜİK verileri kullanılmıştır. 5 Doğrudan üretici olan çiftçinin, üretim araçlarından koparılarak mülksüzleştirilmesi, bu yolla sanayinin ihtiyacı olan proletaryanın üretilmesi, Marx ın tanımladığı ilkel birikim sürecinin ana unsurunu oluşturmaktadır. Ayrıca toprağın metalaştırılması, çeşitli mülkiyet haklarının (ortak, kolektif ve devlet mülkiyeti gibi) özel mülkiyet haklarına dönüştürülmesi, ilkel birikimin diğer unsurları olarak tanımlanmaktadır. Harvey (2004), kapitalist sistemin 1970 lerden itibaren yeniden benzer yöntemlere dayalı bir birikim stratejisi geliştirdiğini belirtmekte ve bu yeni birikim stratejisine mülksüzleştirerek birikim adını vermektedir (Altınok ve Enlil, 2012: 41). 6 Cari fiyatlarla hesaplanan verilere bakıldığında tarım ve sanayi sektörlerindeki gerilemenin yerini hizmetler sektörüne bıraktığı görülmektedir. Tarım kesimindeki düşüş neredeyse yarı yarıya olmakla birlikte sanayideki düşüş de yaklaşık olarak %9 civarındadır. Ancak sabit fiyatlarla hesaplanan verilere bakıldığında tarım sektöründeki düşüş cari hesaplama yöntemindeki kadar belirgin olmamakla birlikte sanayi sektöründe herhangi bir düşüş göze çarpmamaktadır. Ancak bu durum Türkiye de bir sanayisizleşme olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Aydoğuş (2014) e göre, 1998 sonrasında yaşanan sanayisizleşme sürecinin nedeni imalat sanayinin nispi olarak gerilemesidir. Yazara göre bu durumun altında yatan temel etken iç ticaret haddinin imalat sanayi aleyhine, hizmetler lehine gelişmiş olmasıdır. Aydoğuş (2014), 2001 krizi sonrasında hızlanan dışa açılmanın imalat sanayinde göreli fiyatlar ve karlar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirtmektedir 6. Yazara göre serbestleşme politikalarıyla imalat sanayinin kaderine terk edilmesi, sanayileşmesini tamamlamayan bir ülke olan Türkiye için bu sonucu zorunlu kılmıştır. Aşağıdaki Tablo 2 de ise istihdam verilerinin sektörel bazda dağılımı verilmiştir. Buna göre sanayi sektörünün istihdamdaki payı 2001 krizinin etkisi dışarıda tutulacak olursa %20 - %19 seviyesinde yatay seyretmektedir. Bu durum gelişmiş ülkelerin düşük katma değerli ürünlerin üretimini emeğin ucuz olduğu az gelişmiş ülkelere coğrafi olarak kaydırması ile yakından ilişkilidir. Böylece azgelişmiş ülkelerde üretimin vasıfsız emek gerektiren bölümleri ön plana çıkmıştır yılından sonra liberal politikalar uygulayan Türkiye nin, sanayisinin düşük katma değerli ürünlerde yoğunlaşması, istihdamda da sanayinin payının kısıtlı ve yatay bir seyir izlemesine neden olmuştur 7. Tablo 2. Sektörel Bazda İstihdam Verileri Tarım Sanayi İnşaat Hizmetler Yıllar Bin Kişi % Bin Kişi % Bin Kişi % Bin Kişi % , , , , , , , , , , , ,9 6 Aydoğuş (2014) çalışmasında öncelikle tarım, sanayi, imalat sanayi ve hizmetler zımni fiyat deflatörlerini, sektörler toplamı zımni fiyat deflatörüne bölmüş, böylece sektörler arası iç ticaret hadlerinin gelişimini ortaya koymuştur. Yazar ayrıca sanayi ve imalat sanayi zımni fiyat deflatörlerini hizmetler zımni fiyat deflatörüne oranlayarak sanayi-hizmet ve imalat sanayi-hizmet iç ticaret hadleri serilerini de hesaplamıştır. Her iki analizde de göreli fiyatların özellikle imalat sanayi olmak üzere sanayi sektörü aleyhine geliştiği görülmektedir. 7 Türk imalat sanayinin teknolojik yapısı incelendiğinde hem üretim, hem katma değer, hem de ihracatta düşük teknoloji yoğunluğunun ön planda olduğu görülmektedir. Bu durum girişim ve istihdam verilerine de aynı şekilde yansımaktadır. Türkiye de her yeni istihdam %50 den az olmamak kaydıyla düşük teknoloji yoğunluğunun alanına girmektedir (Avcı, Uysal ve Taşcı: 2016). 7 , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,6 Kaynak: TÜİK Temel İstatistikler verileri kullanılmıştır. 3. 2B Tarım Arazileri ve Rant Kollama: Muğla İli / Ortaca İlçesi - Gökbel Köyü Çalışmanın bu kısmında kamuoyunda 2B Yasası olarak bilinen ve TBMM de tarihinde kabul edilip, tarihinde Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun Muğla İli Ortaca İlçesi ne bağlı Gökbel Köyü ne olan etkileri ve gelecekte doğurabileceği muhtemel sonuçlar irdelenmektedir. Sakarya Defterdarlığı (2013) verilerine göre, Türkiye de 81 ilin 67 sinde 2B alanları mevcuttur ve Muğla hektar ile büyüklük açısından altıncı sırada yer almaktadır. Bu durum 2B alanları ile ilgili fiili durumun
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x